Gökçesu'dan Merhaba....

Adaletsizliğin, yoksulluğun ve açlığın kabul edilemez olduğu artık evrensel bir norm. İçinde yaşadığımız ortamdan, mahallemizdeki hayvanlardan ağaçlara kadar tüm canlılardan sorumlu olduğumuzu ve tüm bunlara sahip çıkabilmek için örgütlenmemiz gerektiğini biliyoruz. Hayatımızın her dakikasına sahip çıkmamız gerektiğini ve bunun ancak dayanışmayla, örgütlü bir toplumla olacağını da biliyoruz.

Gökçesu Maden İşçileri, Özcan Yurdalan Ülkemizin ekonomisi, siyaseti ve egemenliği üzerinde oynanan büyük oyunlarla yeni bir yıla giriyoruz.Geniş halk yığınları deprem faciası, ekonomik krizlerle acılar içindeyken Dünya Bankası ve IMF'nin önerileri doğrultusunda köklü yeniden yapılanmalar sağlandı, dışarıdan dayatılan bir dolu yasal değişiklik gerçekleştirildi. Bankacılık, enerji gibi bir çok temel stratejik sektör özerkleştirme gibi sempatik sloganlarla Kemal Derviş'e ve IMF'ye bağımlı hale getirilmişti. Bu esnada hükümet ve parlamento halk nezdinde büyük bir güven erozyonuna uğradı, yıprandı. İlk değişimleri hızla yaptıktan sonra geriye kalan rötüşlara karşı ayak direme, savsaklama eğilimleri nedeniyle parlamento ve hükümet olağanüstü bir hızla yenilendi. Bu haliyle iş görmeye devam etmesi zora giren ayrıca Irak'taki savaşa Türkiye'nin direkt katılımına gönülsüz olan Ecevit hükümeti gönderildi. Formül basitti önce ekonomik dengeler değiştirilip, deforme ediliyor arkasından toplumda ve siyasette çözülme geliyordu. Küreselleştirilen dünya bir yandan DTÖ, İMF, DB gibi örgütler aracılığıyla yeniden şekillendirilirken diğer yandan terör ve kimyasal silahların önlenmesi gerekçesiyle Afganistan, Irak gibi ülkelerdeki operasyonlarla büyük coğrafi alanlar savaş ve askeri güç aracılığıyla yeniden yapılandırılıyor.

Tüm bu gelişmelerin özelleştirme boyutundaki bir küçük örneği Bolu/Mengen Gökçesu Beldesi'nde yaşanıyor. Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürlüğü'ne ait linyit sahaları 1987'lerde özelleştirilmiştir. Özelleştirmenin devamında işverenlerin ilk işi sendikal örgütlülüğü ve yasal normları tasfiye etmek olmuştur.

1992 yılından itibaren Gökçesu Linyit Havzasında tam anlamıyla kayıtdışı üretim egemen olmuştur. İşverenler işletmede çalışan işçilerinden bir kısmını taşeron olarak göstermişler, bu sayede hem ödedikleri vergi oranını en aza indirmişler hem de işçilerin yeniden sendikal örgütlenmeye dönük olası girişimlerinin önüne ciddi bir set çekmişlerdir. İşçilerin SSK primlerini düşük ve eksik gün üzerinden ödemişler, yıllık ücretli izinler bu arada ortadan kalkmıştır. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Tüzüğünün gereği zorunlu önlemler maliyeti artıran unsur olarak değerlendirilmiştir. Havzadaki ocaklarda ardı ardına grizu ve göçükler gerçekleşmeye, işçiler iş cinayetleriyle yaşamlarını yitirmeye başlamış, ölümler basına yansırken organ kaybına neden olan kazalar ise gizlenmiştir. İşyerlerinde işyeri hekimi bulundurulmamış, kağıt üzerinde hileyle cezadan kurtulunmaya çalışılmıştır.

Kadınlar Mitingde, Özcan Yurdalan Gökçesu Linyit Havzası ocaklarında, çalışma koşulları adeta 1800'lerde Fransız maden işçilerinin yaşadığı koşulları andırmaktadır. Germinal filmini hatırlayanlar için çok fazla detaya gerek yoktur. Asgari ücretle çalıştırılan işçiler iş elbiselerini, üretimde kullandıkları kazma ve sapını dahi kendisi satın almak zorundadır.

Havzadaki en büyük işverenlerden Nurullah Ercan'ın şirketlerinde çalışma koşulları yukarıda anlatılanlardan farksızdır. Üstelik Nurullah Ercan, sendika konusunda diğer işverenlerden daha da acımasızdır. Özelleştirme sonrasında Gökçesu'da yaşananlar, aynı dönemlerde Bozhöyük'te Bozhöyük Seramik fabrikasında ve Bilecik'te Serel Seramik Fabrikası'ndaki uygulamaları bunun diğer örnekleridir. Gökçesu Beldesi'nde; Nurullah ERCAN'a ait linyit sahalarında kendisine ait Bükköy Madencilik A.Ş, Arafa Madencilik Ltd.Şti, Üçpınar Madencilik Ltd.Şti ve Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş linyit üretimi yapmaktadır.

Buralardan, 300'den fazla işçi Dev.Maden-Sen'e üye olmuştur. İşveren yasadışı yöntemlerle sendikal örgütlülüğü boğmaya çalışmıştır. İşçiler sendika üyeliklerinin Anayasal hakları olduğunu söyleyerek istifa etmeye direnince İşveren, 11 Haziran 2001'de kendisine ait sahadaki Kayaaltı ve Çorak linyit ocaklarını kriz gerekçesiyle kapatarak işçileri işten atmıştır. TKİ'den kiraladığı Tuzlukaya ocağında ise çalışanlar üzerindeki baskıyı artırmış, işçilerin kararlı direnişinin sürmesi üzerine yasaları hileyle aşmayı denemiş, işçilerin iş yavaşlattıkları ve iş güvenliğini ortadan kaldırdıklarını iddia ederek 7 Aralık 2001'de ocakta üretime şüresiz ara verip işçileri ücretsiz izinle cezalandırmıştır. Işçilere uygulanan ceza işsizlikle sınırlı kalmamış, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesini engellemek için Gökçesu'da bir dönem adeta sıkıyönetim uygulanmıştır. İşverenin asılsız ihbarlarıyla öncü işçiler gecenin köründe jandarma tarafından evlerinden gözaltına alınmış, sorgusuz sualsiz karakollarda sabahlamış, ev sahipleri ile konuşularak evlerinden attırılmaya çalışılmış, esnaflar sıkıştırılıp veresiye vermemeleri konusunda uyarılmıştır. Sendikanın Gökçesu'da yapmak istediği basın açıklaması gözaltılarla engellenmeye çalışılmış, sendika binasının açılış töreni o zamanın Kaymakamı tarafından bizzat engellenmiştir.

Gökçesu'da işçilerin verdikleri mücadele havzadaki patronları ürkütür hale gelmiştir. İşçiler yılmamış mücadeleden mücadeleye koşmuşlar ve her gün yeni yeni deneyimler edinmişlerdir. 26 Ocak'ta Ankara'da yaptıkları gösteri eylemleri, 9 Şubat'ta Gökçesu'da, "Sendikasızlaştırmaya, İşsizliğe ve Yoksulluğa Hayır" yürüyüş ve mitingi, 9 Mart'ta Abant'ta TİSK'in işgüvencesi yasasını engellemeye dönük toplantısının kitlesel olarak protesto edilişi, işçilerin eşlerinin ilk defa 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlaması, işçi sınıfının uluslar arası Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olan 1 Mayıs ve büyük işçi direnişinin yıldönümü'nde; 15/16 Haziran direnişini anma etkinlikleri yaşanan hızlı süreçte gerçekleşen eylemlerdir.

6-8 Ekim tarihlerinde Gökçesu-Ankara arasında gerçekleşen, "Sendikal hak ihlallerini protesto yürüyüşü" ile mücadele yükselmiş ve sonuç almaya doğru devam etmiştir. 4 Nisan'da Gökçesu'ya 7 kilometre uzaklıkta işverene ait linyit ocaklarının ve işletme müdürlüğünün bulunduğu bölgeye çadır kurulmuş ve mücadele 17 Kasım 2002'ye kadar burada sürdürülmüştür. İşçilerin elektrik - su aldığı inşaat malzemesi satıcısı işveren tarafından tehdit edilerek direniş çadırının elektriği ve suyu kesilmiş, Gökçesu'nun emekçi dostu esnafları yardıma koşup direnişçilere hemen bir jeneratör sağlamıştır. Dağ başında kurdukları çadırda davul çalıp halay çeken işçilere işverenin şikayeti üzerine Mengen'de açılan dava görülmeye devam etmektedir.

Direniş Çadırında Yemek, Özcan Yurdalan Geçen süreç içinde Dev.Maden-Sen işçilerin ve ailelerinin asgari ölçüde gıda, kömür ve para ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmış, kimi zaman ortaya çıkan sağlık sorunlarını çözmüştür. Bolu ve Ankara'da devam eden zaman zaman küçük te olsa İstanbul, Almanya ve İsveç'ten gelen dayanışma bu ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalmıştır. Bir yandan zorunlu ihtiyaçlar karşılanmaya çalışılırken diğer yandan açılan bir çok davalar için yatırılan milyarlarca liralık harç parası ve bilirkişi ücretleri sendikayı oldukça zorlamıştır. Sorun sadece bununla da sınırlı kalmamış işçilerin ücretsiz izinle geçirdikleri 6 aylık süre 7 Haziran'da dolmuş ve o günden sonra sosyal güvenlik hakları ortadan kalkan işçi ve ailelerinin sağlık problemleri sendikaca karşılanmıştır. Ankara'da düzenlenen dayanışma gecesi ile İstanbul'da gerçekleşen tiyatro gösterisi, Arjantin'de emekçilerin sokak eylemleriyle Gökçesu Maden İşçileriyle dayanışmada bulunurken Zonguldak Maden Işçilerinin ilgisizliği, sanayi proletaryasının merkezi olan Istanbul'da sınıfın duyarsızlığı dikkat çekmektedir.

Ankara Yürüyüşünün ardından Tuzlukaya Linyit Ocağının açılma hazırlıklarının başlaması üzerine mücadele, ocağın bulunduğu Gökçesu girişine kaydırılmıştır. 4 Nisan'da Gökçesu-Bolu güzergahı 7. kilometreye kurulan ve bir süre sonra kamuoyunca direniş çadırı olarak adlandırılan çadır artık ihtiyaç olmaktan çıkmış, çadırın işlevini Gökçesu merkezinde bulunan Dev.Maden-Sen binası üstlendiğinden 17 Kasım tarihinde kaldırılmıştır. Şimdi ocak üretime hazırlanırken işveren bir yandan da, "sadece sendikasız işçileri çalıştıracağım" tehdidini sürdürmekte ve direnişteki işçileri sendikadan istifaya çağırmaktadır.

Gökçesu Maden İşçilerinin devam eden mücadelesi işçiler ve yörede gözle görülür bir değişim ve dönüşümün başlamasını sağlamıştır. Bu mücadele aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Ancak, bu yürütülen mücadele içinde gerçekleşen bir ilk daha vardır ki bu öyle kolay kolay es geçilecek bir şey değildir. Belki de Türkiye İşçi Sınıfı mücadele tarihinde bir benzeri yaşanmamış olan bu durum; Homur Dergisinin direnen işçilerle dayanışma amacıyla özel bir sayıyı gündeme getirmiş olmasıdır. Homur Dergisi emekçilerini selamlıyoruz.

Ülkemizde geçtiğimiz günlerde kutlanan ramazan bayramı içinde geçen 7 Aralık tarihi, aynı zamanda işçilerin sendikadan istifa etmedikleri için işverence çalıştıkları ocaklarının kapatılıp ücretsiz izinle cezalandırıldığı günün tarihidir. Yani işçiler tam bir yıldır ücretsiz izin adı altında işsiz ve ondan kaynaklanan yoksulluğa mahkum edilerek yaşamıştır.

Gökçesu Maden İşçileri mücadeleyi adeta, 'iğneyle kuyu kaza kaza' bugüne getirdiler. Önce yanyana durdular, sabır ve kararlılıkla ayakta durmayı öğrendiler. Ardından ekmeğini paylaştığı eşi ve çocukları mücadelelerini paylaşmaya başladı. Sonra bir kısım insan ve kurum yüreğini ve mütevazi olanağını seferber etti.

Her geçen gün yalnız olmadıklarını gördüler ve bugün Homur'un fedakar çalısanları onlarla omuz omuza.

Onlar şimdi daha çok DİRENE DİRENE KAZANACAKLARINA İNANIYORLAR.

ONLAR SINIF KARDEŞLERİNE GÜVENİYORLAR.

Tayfun Görgün
DİSK/Dev.Maden-Sen
Genel Başkan Vekili

SAYFA BAŞINA DÖN

Dev.Maden-Sen Yayın Kurulu tarafından tasarlanmıştır,
Site içeriği kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.