15. OLAĞAN GENEL KURUL ÇALIŞMA RAPORU
Ülkelerin kalkınmaları ve yaşam seviyelerinin belirleyicisi olarak kabul edilen sanayi, enerji ve tarım sektörlerinin temellerini de madencilik oluşturmaktadır. Madenler, bir ülke kalkınması için olmazsa olmaz koşulu oluştururlar. Doğal zenginliklerini toplumsal çıkar anlayışı içinde kullanamayan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Cumhuriyetin kuruluşunda ülke kalkınması için kurulan sanayi, madenler ve madencilik üzerine oturtulmuş ve bu nedenle Cumhuriyetin ilk yıllarında madenciliğe ayrı bir önem verilmiştir.
Ülkeleri arasında günümüzde en büyük çelişme ve çatışmalar başta enerji hammaddeleri olmak üzere, pek çok değerli maden, metalik cevher ve endüstriyel hammaddeler konusunda ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş ülkeler, dünyada doğrudan sahip olamadıkları kaynakların üretim ve hareketlerini de önemli ölçüde yönlendirmektedirler.
Dünya üzerinde emperyalist ülkelerin sömürebilecekleri bir çok doğal kaynak ve maden bulunmaktadır. G-8 ülkelerinin dünya maden üretimindeki payı ve oluşturdukları sanayi temellerine bakıldığında, madencilik faaliyetlerinin önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Geri bıraktırılmış ülkeler toplam olarak dünyadaki maden üretiminin % 25,6'sını üretirken, işlenmiş madenlerin ancak % 4,5'unu üretebilmektedir.
Dünyadaki 152 ülkenin her birine düşen ortalama maden sayısı 9.3'tür. 51 maden türü dikkate alınarak yapılan sıralamaya göre, ABD'de 43 adet maden türü üretilmektedir ve birinci konumdadır. Ülkemize oranla yüzölçümleri daha büyük olan ülkelerde, örneğin Avustralya'da 35, Brezilya'da 35, Çin'de 31 adet maden türü üretilirken; söz konusu büyüklük ülkemiz için 29 maden türü olup, sıralamadaki yerimiz ise 10.'luktur. Dünya metal maden rezervlerinin % 0.4'ü, endüstriyel hammadde rezervlerinin % 2.5'i, jeotermal potansiyelinin ise % 0.8'i ülkemizde olup, ülkemizin dünya maden rezervleri içindeki payı yaklaşık % 0.5'dir. Linyit üreticisi ülkelerin sıralamasında ise ülkemiz, örneğin 2002 yılı değerlerine göre, 65 milyon ton/yıl üretim miktarıyla 9. konumda yer almaktadır. (Aynı yıl itibarıyla kamu üretiminin payı % 93'dür). Ancak, doğal kaynaklarımızın adeta yok kabul edildiği, hiçbir arama faaliyetinde bulunulmadığı günümüzde bu sıralamadaki yerimizin de değiştiği bir gerçektir.
Madenciliğin ülke ekonomisine katkısı incelenirken, madencilik faaliyetleri, üretilen hammaddeleri son ürünlere dönüştüren sektörlerle beraber değerlendirilmelidir. Madenciliğin ekonomiye olan katkısının düşük görünmesinin nedeni bu değerlendirmenin yapılmamasıdır.
Ülkemizde yılda 30 milyon ton çimento, 1 milyon ton cam ürünleri, 1,2 milyon ton seramik ürünleri, 5 milyon ton çelik iç pazarlarda tüketilmektedir. Bunun yanı sıra her yıl yaklaşık 3,5 milyon ton çimento karşılığı 170 milyon $, 500 bin ton değişik cam ürünleri ile 600 bin ton değişik seramik ürünleri karşılığı 750 milyon $ ve demir çelik ürünleri karşılığı 2.6 milyar $ olmak üzere yaklaşık 3.5 milyar $ tutarında ihracat yapılmaktadır. Dünyada sanayiinin lokomotifi olan madencilik sektörünün ülkemiz GSYİH içindeki payı uzun yıllar % 1.5 ile % 2.5 arasında kalmıştır. 1981 yılında GSYİHmız 72 milyar $, madenciliğin payı 1.2 milyar $ ile % 1.67 olmuş, 1989 yılında 2.1 milyar $ ile % 2'ye çıkmıştır. Günümüzde ise 2.6 milyar $ ile 0.9'larin altına düşmüştür. Bu rakamlara baktığımızda madenciliğimizin ekonomimiz içindeki yerini açıkça görmekteyiz.
24 Ocak 1980 ekonomik uygulamaları ile; Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana uygulanmaya çalışılan ulusal kalkınma temelli madencilik politikaları terk edilmiş, devletin üretim sektöründen elini çekeceği uygulamalar başlatılmıştır. Dönemin ana karakteri, hakim sınıflar açısından elverişli olan neo liberal-monetarist ekonomi politikalarının halka dayatılmasıyla belirlenmiştir.
Ülkemiz madenciliği de bu ısrarlı politikaların sonucunda kaygı verici bir dönüşüm yaşamaktadır.
1970'li yılların sonunda Gelişmiş Ülkeler tarafından uygulanmaya başlanan Yeni Dünya Düzeni kapsamında geliştirilen özelleştirme politikaları, büyük zahmetlerle kurulmuş madencilik sektörüne dayalı sanayii olumsuz yönden etkilemiştir. Kurumların idari ve mali yapıları bozularak zarar eden verimsiz işletmeler haline getirilmeye çalışılmış, aramacılık durma noktasına getirilmiş, özelleştirme kapatma ve yağma-talan politikasına dönüşmüş, ithalat teşvik edilmiştir. 1980-1990 arasında planlanan santralların tamamlanması ile birlikte linyit ve elektrik üretiminde önemli ölçüde artışlar sağlanmış, ancak 1990'lı yıllarda önemli bir gelişme yaşanmadığı gibi o yapılan termik santralar ile birlikte kömür sahaları da özelleştirme kapsamına alınmıştır. Kamu madenciliğindeki olumsuz gelişmelerin yanında, özel sektöre dayalı mermer, seramik, cam, çimento ve endüstriyel hammaddeler sektörlerinde önemli gelişmeler yaşanmış, mermerin 1985 yılında 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamına alınmasıyla mermer ihracatında 25 kat artış yaşanmıştır.
Dönemin bir diğer özelliği de yukarıda anılan felsefeye uygun bir genel gerekçeyle yürürlüğe konan 3213 sayılı "yeni" Maden Kanunu'nun, 1985 yılında yürürlüğe girmesidir.
Bugüne gelinen noktada; Madencilik ülkemiz GSMH içindeki payı % 1 civarındadır. Son 15 yıllık dönemde başta kömür ve demir cevheri ithalatı sonucu, hammadde ve ara ürün olarak ihraç edilen cevherlerden elde edilen gelir bu iki madene ödenen dövizden daha geride kalmıştır. 2003 yılı rakamlarına göre toplam ihracatımız 841 milyon dolar, ithalatımız ise 7,4 milyar dolar (petrol türevleri ve doğalgaz dahil) olmuştur. Günümüzde madenlerimize dayalı sanayileşmenin yeterli düzeyde gerçekleştirilmemiş olması nedeniyle maden üretimimiz, mamul maddeye dönüştürülmeden ağırlıklı olarak ara ürün yada hammadde boyutunda kalmasındandır.
Ayrıca, 24 Ocak Ekonomik Kararları ile uygulamaya konulan sanayi politikaları sonucunda; teşvikli ucuz ithal hammadde girdileri karşısında madencilik sektörü eşit olmayan koşullarda rekabet edemediğinden özellikle özel sektöre ait işletmelerin bir kısmı kapanmış veya gelişmeleri önlenmiştir. Sektörlerde her türlü soruna ve ihmale karşın kâr edebilen kuruluşlarımız, kârlarını aramacılığa ve teknolojik gelişmelere ayırmamış, madenciliğin kendi yarattığı artı değer dahi madenciliğe aktarılmamıştır. Sektörümüzdeki bir çok özel firma madencilikten kazandıklarını, farklı sektörlere kaydırmışlardır. Bu olumsuz gelişmeler içinde maden üreticilerimiz birbirleriyle rekabete girmiş ve bunun sonucunda bir çok ürünün iç ve dış piyasalardaki değerleri neredeyse yarı yarıya düşmüştür. Bilinçsiz rekabet madencilik sektörünü, bilim ve teknoloji kullanımından, ileriye dönük planlamalardan uzak, işçi sağlığı, iş güvenliği ve çevreninde göz ardı edildiği bir anlayış içerisinde, her türlü iş makinesiyle herkes tarafından yapılabilir bir mostra madenciliği sektörü haline getirmiştir.
Madenciliğin GSMH içindeki payı ABD'de % 4.2, Almanya'da % 4.0, Kanada'da % 7.5, Avustralya'da % 7.7'dir. Türkiye, madencilik sektörüne ilişkin gerekli stratejileri geliştirmesi durumunda sektörün GSMH içindeki payı % 4-5 düzeylerine çıkması kaçınılmazdır. Bu durumda yıllık 2,5 milyar dolar olan üretim, 10-12 milyar dolara kadar çıkarılabilir. Çünkü Türkiye'nin, önemli ölçüde madencilik potansiyeli ve Cumhuriyet ile birlikte gelişmiş, kurumsallaşmış kurumları vardır. Bu hedefe ulaşmak için oluşturulacak politikalar için gerekli bilgi, doküman ve deneyim mevcut olup öncelikle yapılması gereken güçlü siyasi irade ile sektöre ilgi duymaktır.
Özelleştirmeye ilişkin ilk yasal düzenleme, 29.2.1984 tarih ve 2983 sayılı Kanun ile yapılmıştır. Kanun, özelleştirme uygulamalarına ilişkin geniş bir hareket alanı belirlemiş ve özelleştirmenin kurumsal mekanizmasını oluşturmuştur. Bu çerçevede, gelir ortaklığı senedi, hisse senedi ve işletme hakkı devrinden oluşan özelleştirme yöntemleri tanımlanarak, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulu, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi ve Kamu Ortaklığı Fonu kurulmuştur.
Madencilik sektöründeki özelleştirme uygulamalarına dikkat edilecek olunursa; siyasi otoritenin 1983 yılından bu güne rasyonel ve planlı yaklaşımlar göstermediği açıkça izlenebilir. 1983'den günümüze siyasi otoritede bulunanlar değişse de, ülkemiz doğal kaynakları (Kömür, Bor, Demir vb.) üzerinde uygulanan politikalar ve uygulamalar değişmemiştir. Bu dönemdeki tüm iktidarlar birer kambur olarak tarif ettikleri KİT'lerden nasıl kurtulanacağı üzerinde yoğunlaşmışlardır. IMF ve Dünya Bankası'nın görüşleri ve tavsiyeleri de bu yöndedir. Özelleştirme politikaları tüm dünya ülkelerine empoze edilirken, ülkenin özgün koşullarına, KİT'lerin rasyonel işletilip işletilmediğine bakılmamaktadır.
KİT'lerin özelleştirilmesiyle işletmelerin verimliliğinin artacağı ve makro düzeyde rekabetin sağlanmasıyla ekonomik performansın yükseleceği savı ise teorik dayanaktan yoksun olduğu gibi, uygulamada da bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Verimlilik nasıl artacaktır? Siyasi iktidarlar tarafından yaratılan yapay istihdam fazlası iş gücü ortadan kaldırılacak, iş bilen yöneticiler yönetime gelecek, gerçekten çalışanlar, iş yapabilenler hak ettikleri ücreti alacaklar, çalışmayanlar işten atılacak ve daha iyi pazarlama sistemleri oluşturulacak, yönetim hataları ortadan kaldırılacak ve KİT'lere çok pahalıya mal olan bazı hizmetler taşeron firmalara devredilecektir. Kısacası reorganize edilecektir. Bunları özel sektörde yapabilir, siyasi iktidarın elini üzerinden çektiği özerk KİT'ler de yapabilir. Emeğin üretkenliğini arttıracak, yeni teknolojiler geliştirecek, araştırma, geliştirmeye yönelik yatırımların kimler tarafından yapılacağı merak konusudur. Bu yatırımlar yapılmadan, küresel rekabetle karşı karşıya olan ülkemizde üretilen maden ürünlerinin iç pazara ve dünya pazarlarına girmesi zor görülmektedir. Özelleştirilen ÇİNKUR ve KÜMAŞ ile özelleştirme kapsamındaki TDÇİ, KBİ ve ETİBANK'ın (birçok işletmeleri) batma noktasına gelmesinin hesabı mutlaka verilmelidir.
Özel sektör, çoğu kez KİT'leri parçalayıp kaynaklarını (arazi, tesis vb.) satıp sermaye birikimini artırmak için almak eğilimindedir. Günümüzde madencilik sektöründeki, batma noktasına getirilmiş olan KİT'lerin çoğuna bir talep olmadığı gözlenmektedir.
Rasyonel çalıştırılmayan KİT'leri bugünkü durumları ile savunmak mümkün değildir. KİT'lerin yeniden yapılandırılması, işlevsel bir makro plan çerçevesinde ve sanayileşme stratejilerine bağlı olarak gerçekleştirilmelidir. Bazı siyasal çevrelerin ve özel sektörün önde gelen temsilcilerinin öykündüğü gelişmiş Avrupa ülkeleri ve G. Kore'de bile çözümün yalnızca özelleştirme ve tasfiye yöntemleriyle aranmadığı ve ciddi bir KİT reformu yapıldığı gözlenmektedir. KİT'ler katılımcı, özerk, stratejik ulusal planlama ile uyumlu, verimli, kârlı ve etkin bir hale getirilebilir. Ancak bu tip kuruluşlar ileri teknolojiler üretip dünya ile rekabet edebilirler.
Küreselleşen dünyanın, gelişmekte olan ülkelere biçtiği rol doğrultusunda 24 Ocak kararları ile Türkiye'de uygulanan politikaların temel hedefi; Cumhuriyet'in ilk yıllarından bu yana sermaye birikimini sağlayamamaktan dolayı ekonomide ve madencilikte istenilen noktalara ulaşamayan özel sektörün dünyadaki Çok Uluslu Şirketlerle birlikte, KİT'lerin tasfiyesidir.
Özelleştirme ve sonuçlarına bakarken nedenlerine bakmadan sağlıklı analizler yapabilmek güç olur. Her ülkenin hedefi sanayileşme ve kalkınmadır. Ülkelerin sanayileşme ve kalkınmayı sağlayabilmeleri için:
. sanayileşmeye yetecek hammadde kaynaklarına sahip olmak veya ulaşmak,
. Bilim ve teknoloji gereklidir.
Sanayileşme ile artı değeri yüksek ürünleri üretmek için kollektif aklın ve planlamanın önemini söylemeye gerek bile yoktur.
Sanayileşmeyi sağlayan madenler, bulunduğu yerden çıkarılırken aynı zamanda o yörede; işsizliğin azaltılmasına, kırsaldan kente göçün frenlenmesine, getirdiği enerji, yol,iletişim gibi altyapı ve katma değer ile bölgeler arası kalkınma farklarının giderilmesine çok büyük imkan sağlar. ithalatın ihracatı karşılama ve döviz dengesine muazzam katkısı bilinmektedir. Madenler yeraltındaki miktarıyla sınırlı, bulunduğu yerde çıkarılmak zorunda olan bu nedenle gelecek kuşaklarında hakkı bulunan doğal kaynaklardır. Madencilik büyük ilk yatırım maliyetleri gerektiren, yatırımların geri dönüşü uzun zaman alan ve ağır riskler içeren, çok karlı özellikleriyle de diğer sektörlerden farklıdır. Ve özellikle kriz dönemlerinde stratejik bir öneme sahiptir.
Tüm jeolojik evreleri barındıran Türkiye coğrafyası; sanayi için gerekli madenler konusunda şanslı bir bölgedir. Bu yönüyle de dünyanın ilgisini çekmektedir.
Osmanlı döneminde sanayileşmenin ve doğal olarak madenlerin değerinin farkına varılmadığı için batı ve gelişmiş ülkelerle sanayileşme bakımından uçurumlar oluşmuştu. Kalkınma seviyesini yakalamak için Türkiye çok geç kalmış durumdayken, bunun farkına varan Cumhuriyet tüm olanaksızlıklara rağmen kamu eliyle işe sıfırdan başladı. Madencilikte eğitimden finansmana, maden aramadan, işletmeye ve pazarlamaya, sanayi ile metalürji ile entegre olan bir madencilik yapılanmasına yöneldi. Bu dönemde sektörde hatırı sayılır bir altyapı ve işletmeler yaratılmıştır. Türkiye madenciliğinin %86 sının kamu eliyle yapıldığı 1980 yılında tablo böyleydi.
Küreselleşme gibi sempatik isimlerle de anılan neo-liberal dönemin Türkiye'ye sokulduğu 24 Ocak kararları ve 12 Eylül askeri darbesi, aynı zamanda dönemsel olarak ; gelişmiş ülkelerin, madencilik faaliyetlerini kendi topraklarında tasfiye edip, başka ülke topraklarına kaydırdığı döneme denk gelmektedir. Şöyle ki:
Sanayileşmelerini 150-200 yıldan bu yana yoğun madencilik faaliyetlerinin lokomotifliğinde gerçekleştiren bu ülkelerin; maden ocakları yorgun düşmüş, tenör azalmış, gelişen çevre bilinci ve yüksek olan emek maliyetleri nedeniyle üretim maliyetleri çok yükselmiştir. Ayrıca sınırlı kaynak olan madenlerin kendi topraklarında bir stok olarak saklaması konusu da hesap dışı olmasa gerektir.
Gelişmiş ülkelerin ve dünya maden tekellerinin ihtiyaç ve kararlarının bu yönde değiştiği bir dönemde bizde de özelleştirmeyi, alternatifi olmayan tek bir kurtuluş reçetesi gibi savunanların propagandasında ; Türkiye'de kamunun madenciliği yapamadığı, tıkadığı, verimli olmadığı, bu kamu kuruluşlarının madenciliğin önünde engel teşkil ettiği, devlete yük olduğu, özelleştirilince yatırımların, üretimin, istihdamın artacağı, dünya madenciliğiyle rekabet edebileceği gibi savların ileri sürülmesi bir tesadüf müdür?
Ülkemiz maden kuruluşlarında yapılan özelleştirmelerde; bir iki istisnanın dışında ne istihdam, ne yeni yatırımlar, ne üretim ve ne de verimlilik artışı olmamış, aksine daralma ve gerilemeler gerçekleşmiştir. Özelleştirmeler ile ülkemizde madencilik Kriz içine sokulmuştur. Tekelleşme ve konsolidasyonun sürdüğü dünya madenciliği karşısında ülkemizde parçalanarak, küçültülerek özelleştirilen şirketler ile rekabet edebilmesinin mümkün olmadığı görülmüş ve rekabet edebilmek için özelleştirmeyi savunan görüş doğrulanmamıştır.
Özetlersek özelleştirme tutkusu bir takım akçalı, kayırmacı şaibeli, akıl dışı bir irrasyonellikle sürdürülmektedir. Öyle ki Danıştay ve diğer mahkeme kararlarına uymamak yoluna bile gidilmiştir.
1980'de ki IMF ve Dünya Bankası önerisiyle hazırlanan 24 Ocak Kararları sonra ülkemiz kendi çıkarları için kendi ortak aklını ve bu aklın yaratacağı planlama kapasitesini önemli ölçüce yitiren bir süreç yaşamaktadır.
Artık ekonomiden dış politikaya kadar her alanda başkalarının aklını ve planlarını kullanıyoruz. Kendi aklımızı yitirmiş durumdayız. Sürekli tırmandırılan borçlanma cenderesi altında can havliyle yapılan her kredi ve finans anlaşmasında, ekonomiyi ve ticareti ipotek altına alan, yeni bir-kaç maddeyi daha imzalıyoruz.
Dış ticaret açığı ve borç kıskacından, işsizlik ve yoksulluktan yeni borçlar arayarak ve alarak değil, sanayileşerek, üretimi artırarak, ürettiklerimizi en uç, en son ürüne kadar işleyerek, katma değerini azamiye çıkararak, döviz girdisini çoğaltarak çıkabiliriz.
İşte madenciliğe, hammadde kaynaklarımıza bu perspektifte yaklaşmalıyız. Yani nasıl bir Türkiye istiyoruz, nasıl bir gelecek tahayyül ediyoruz. Madenciliğimize ilişkin planlamamız bu tercihle uyumlu olmak durumundadır. Bu bağlamda, devlet elini çeksin, özelleşsin, özel sektör her şeyi halleder görüşüne karşı özel sektörün doğasına da bir bakmak lazım:
Özelleştirmenin öznesi olan özel sektör işletmeciliği, doğası gereği kar maksimizasyonu için üretim yapar. En birinci amacı, hatta tek amacı KARLILIKTIR. Özel sektörün kendi iradesiyle karlılıktan başka kriterleri göz önüne almasını, amaç edinmesini beklemek gerçekçi değildir.
Tek amacı kar etmek olan özel sektör maden işletmeciliğinin tenörü en yüksek olan, en az yatırımla, en az maliyetle, en hızlı ve en karlı olan alanlarda işletmecilik yapmak istemesi doğaldır. Tenör azaldığında, kalan cevheri kaderine terk edip yüksek tenörlü başka yerlere yönelmesi anlaşılır bir şeydir. Madencilikte elde ettiği kazancı, tekrar madenciliğe yatırma zorunluluğu yoktur. Madencilikten elde ettiği birikimi gerektiğinde daha karlı başka sektörlere kaydırmasından daha doğal bir şey yoktur. Ayrıca yabancı sermayeli özel sektör karını kendi merkezlerine çekmektedir. Yine, özel sektör; insani ve çevresel normları, yasaları maliyetleri artırıyorsa es geçmeye meyillidir.
Tek amacı kar olan özel sektör maden işletmeciliğinin, madenciliğin bütün bu saydığımız sanayileşme ve kalkınma işlevlerini kendi iradesiyle hesaba katması gözetmesi düşünülemez.
Ayrıca vurgulamak gerekir ki özelleştirme ile özel sektör madenciliği aynı şey değildir. Özelleştirme olmadan da özel sektör madenciliği pek ala yapılabilir, gelişebilir.
Kamu işletmeciliğinin hiç yanlışı yoktur denemez. Kamu işletmelerinin eskiden olduğu gibi sürdürülmesini savunmuyoruz. Özellikle özerk, siyasilerin yanlış ve haksız müdahalelerine kapalı bir kamu madenciliği savunuyoruz.
Bilindiği gibi, Anayasanın 168. maddesine göre; devlet madenleri arama ve işletme hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilmektedir. Bu devir mülkiyet devri anlamına gelmemekte, madenler bu anlamda özel mülkiyete konu olamamaktadır. 3213 sayılı Maden Yasası 4. maddesinde madenlerin, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilmiş ve 5. maddesinde, hakların bölünmemesi ilkesi kabul edilmiştir. Bu ilkeye göre, madenlerde arama, ön işleme ve işletme ruhsatlarından hiç birisinin hisselere bölünmemesi, bu ruhsatların tek bir gerçek veya tüzel kişiye ait olması gerekmektedir. Bu yasal duruma göre maden işlerinin özel sözleşmelerle üçüncü kişilere devrine olanak yoktur. Ancak uygulamada ruhsat sahipleri özel hukuk alanına giren kimi sözleşmelerle ve belirli bir bedel karşılığında maden çıkarma ve satış haklarını özel kişilere bırakmışlardır. Rödövans olarak adlandırılan bu yöntemle ruhsat sahipleri, taşeron olarak üretim yapan üçüncü kişilerle 5-10 yıl süreli sözleşmeler imzalamışlardır.
Rödövans, "maden ruhsat alanlarının, hukuki hak ve sorumlulukları kendisinde kalması koşuluyla hak sahibi tarafından sözleşme ile özel veya tüzel bir kişiye, bir süre tahsis edilmesi durumunda, maden ocağının işletilmesini üstlenen özel veya tüzel kişinin, esas ruhsat sahibine, ürettiği her bir ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ" olarak açıklanmaktadır. Rödövans'ın bir özelleştirme yöntemi olduğu açıktır. Özelleştirme literatüründe "Kiralama" olarak adlandırılan yöntem, rödövans ile birebir uyuşmaktadır. Fransa kökenli rödövans (redevance) kelimesi feodal dönem de haraç anlamında da kullanılmıştır. Rödavans uygulaması, hukuki kurallara uyularak değil, hukuğu zorlayarak, hatta hukuka aykırılığı Danıştay kararları ile kesinleşmiş olduğu halde devam etmektedir.
Rödövans uygulamaları, Etibank'ta 1973 yılında başlamıştır. Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumun (TKİ)'daki rödövans uygulamaları ise, 1984 yılında başlamıştır. Kurum 5-10 yıllığına rödövans sözleşmeleri yapmaktadır. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ise, 2004 yılından önceki dönemde Maden Kanununa tabii olmadığı için, bu kurumda rödövans uygulamaları daha farklı bir süreç izleyerek ortaya çıkmıştır. Taşkömürü ve Taşkömürü ile Birlikte Üretilen Madenler için 1988 yılından başlamak üzere TTK, rödövans sözleşmeleri yapmaya başlamıştır. Danıştay 1991 ve 2002 yıllarında rödövans sözleşmelerinin hukuki olmadığını ve fesh edilmesi gerektiğini kararlaştırmış ancak bu kararlar uygulamaya geçirilememiştir. 2002 yılı itibari ile kurum taşkömürü için 18 sahada rödövans uygulamasını devam ettirmiştir.
Özel hukuk sözleşmesi olarak yürütülen ruhsat sahibi, rödövansçı ve taşeron ilişkilerinin yarattığı olumsuzluklar, Türkiye Taşkömürü Kurumu örneği üzerinden incelendiğinde çok net olarak ortaya çıkmaktadır. 1970'li yıllardan itibaren Zonguldak Kömür Havzasında "Kaçak" kömür çıkarma işlemleri yapılmaktadır. Kurum tarafından, alınan tedbirlerle kaçak kömür çıkarma işlemini ortadan kaldıramayınca hem kaçakçılığının önlenmesi hem de TTK tarafından işletilmesinin ekonomik görülmediği rezervlerin değerlendirilmesi için rödövans uygulamaları başlatılmıştır. Ancak TTK'nun küçültülmesi, gerekli yatırımların yapılmaması ve işçilik maliyetleri gerekçesi ile rödövans sisteminin ilk amacı aşılarak, TTK'nın yatırım ve alt yapı için trilyonlar harcanmış sahaları rödövans sözleşmesi ile üçüncü kişilere verilmeye başlanmıştır. Taşkömürü rezervlerinin tamamı TTK'ya ruhsatlı olmasına rağmen, rödövans uygulamaları ile üretimin yaklaşık %10'u özel sektör tarafından gerçekleştirilmiştir. Ancak kaçak kömür üretimi ortadan kalkmamış, yeni bir görünüm kazanarak devam etmiştir. Devletin, kamu gücüne sahip olmasına rağmen önüne geçemediği bir sorunun, özel kişilerce önlenebileceğine inanılması zaten pek gerçekçi görünmemektedir.
Rödövansçılar, kaçakçıları taşeron adı altında işlendirmiştir. Taşeronlar hakkında TTK ve diğer kamu kuruluşlarında tam ve düzenli bilgi ve kayıt verilmediği için, kaçak kömür üreticileri kendilerini taşeron olarak tanıtabilmiş ve kamu kurumlarını yanıltmışlardır. Kömür Havzasında özel sektör ve taşeronları günümüzde 5.000 maden işçisi çalıştırmaktadır. Rödövansçı şirketlerin taşeron sayısının 200'ü aştığını belirtilmektedir. Bu şirketlerin çoğu madencilik ile doğrudan ilgisi bulunmayan temizlik, turizm, gıda, nakliyat, inşaat, pazarlama ve benzeri alanlarda faaliyet göstermektedir. Gerçek anlamda madencilik yapanların sayısı ise 8-10'u geçmemektedir. En iyimser rakamla 500'e yakın sayıda ocaktan da kömür çıkarılmaktadır.
"Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı" yöneltilen eleştirilere rağmen, yaklaşık 2 yıl süren tartışmalar sonunda 26 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Kamuoyundan gelen yoğun tepki nedeni ile TBMM komisyonlarında tasarıda kimi iyileştirmelere, örneğin zeytinlik alanları madencilik faaliyeti kapsamı dışında bırakılmasına karşın, eleştirilen diğer noktalarda kayda değer bir değişiklik yapılmamış, aksine tabiat parkları, özel koruma bölgeleri gibi alanlarda da madencilik faaliyetinin yolu açmıştır.
Bu yasa değişikliğinin temel anlayışı, özetle; "Çevrenin geliştirilmesi, insan ve çevre sağlığı ile ülkemizin doğal ve kültürel zenginliklerinin korunması, madencilik faaliyeti önünde bir engeldir. Hiçbir sınırlama olmadan, ülkenin ormanlarında, sulak alanlarında, milli parklarında, koruma altına alınmış doğal kültürel sit alanlarında madencilik yapılmalıdır. Bu amaçla madencilik faaliyeti önündeki çevre ve insan sağlığı ile doğanın korunmasına ilişkin mevzuat engelleri tamamen kaldırılmalı yada işlevsiz kılınmalıdır."
Yasanın 3. maddesi ile Maden Kanununun 7 nci maddesi değiştirilmiş; Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri, karasuları, turizm bölgeleri, alanları ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, askerî yasak bölgeler ve imar alanları ile mücavir alanlarda madencilik faaliyetlerine açılmıştır. Bu alanlarda, çevresel etki değerlendirmesi, gayri sıhhî müesseseler ile ilgili hususlar dahil madencilik faaliyetlerinin nasıl yürütüleceği, Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılacak yönetmeliklerle düzenlenecektir. Çevresel etki değerlendirmesi işlemleri Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, diğer izinlere ilişkin işlemler de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geç üç ay içinde bitirilecektir.
5177 sayılı yasa temel mantığı kamu yararını değil madenci çıkarını hedeflemektedir. Tüm doğal ve kültürel zenginliklerin korunmasını, insan ve çevre sağlığının korunmasını amaçlayan özel yasalardaki hükümler madencilik faaliyetlerinin sınırsızca yürütülebilmesi için 5177 sayılı yasa ile ayıklanmıştır. Bu yasa, Anayasanın çevre ve insan sağlığının korunmasına ilişkin bir çok hükmünü ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerimizi ihlal etmektedir. Yasa ile bu günün ve gelecek kuşakların sağlıklı yaşama ortamı yok edilecektir. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.
Özelleştirme programı kapsamında, madencilik sektöründe faaliyet gösteren kuruluşlar da yer almaktadır. Bunlardan, Eti Gümüş AŞ, Eti Krom AŞ ve Eti Elektrometalurji AŞ için 2003 Nisan ayı sonunda "blok satış" yöntemiyle ihaleye çıkılması planlanmıştır. Yine, Karadeniz Bakır İşletmesi ve Eti Bakır AŞ'nin ise 2003 Temmuz ayında "varlık satışı ve hisse satışı" yöntemiyle ihale edileceği ilan edilmiştir.
Özel sektör maden işletmelerinin özelleştirme yoluyla devir aldığı işyerlerinde, önceki döneme göre; istihdam daralmış, ücretler azalmış, iş sağlığı ve iş güvenliği gerilemiş, sendikal örgütlülük kimi işyerlerinde güçsüzleştirilmiş kimilerinde tasfiye edilmiş, iş güvencesi ise deforme edilmiştir. Kapatılan işyerlerinde ki duruma değinmeye gerek bile yoktur her halde.
Özelleştirmenin bedeli; İş kazaları ve meslek hastalıklarından gereği gibi korunmayan, işini kaybetme ve işsiz kalma kaygısıyla psikolojisi de bozulan, sosyal güvenliğinden endişe duyan, ücretleri düşürülen, örgütlenmeleri engellenen bir maden işçisi topluluğu yaratmıştır.
Madencilik, doğası gereği içerdiği riskler nedeni ile özellik arz eden, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetimi gerektiren dünyanın en ağır iş kollarından birisidir. Söz konusu deneyim ve uzmanlık, uzun yıllar hatta nesiller gerektirmektedir. Son 25 yıldır devletin küçültülmesi, kamunun faaliyet alanının daraltılması ile iktisadi etkinlik ve verimliliğin sağlanacağı savı ile uygulanılmaya çalışılan girişimler sonucu, ülkemiz madencilik sektörü yarı yarıya küçültüldüğü gibi, nesillerin bilgi ve deneyim birikimi de darmadağın edilmiş, edilmektedir.
Madencilik sektöründe gerek kamu gerekse özel sektörün çeşitli problemleri mevcuttur. Özelleştirme adı altında hesapsız, plansız bir şekilde özel sektöre devredilecek kamu madenciliği sektörümüze hiçbir katkı sağlamayacaktır. Özelleştirmeler sonrası madencilik sektöründe kamu denetimi yeterince sağlanamamaktadır. Sektörün özelliği göz önüne alınarak kapsamlı bir risk haritasının ilgili Bakanlıklarca hazırlanması ve denetimlerin buna göre yapılması gerekmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan yeni İş Kanunu ve ilgili yönetmelikleri, madencilik sektöründe etkin denetlemenin yapılabilmesi bakımından son derece yetersizdir ve ciddi sakıncalar içermektedir. Söz konusu mevzuat, yeniden gözden geçirilerek madencilik sektörünün özellik arz eden sorunları da göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın madencilikten sorumlu birimi Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne, yasa ile, "madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme" görevi de verilmiştir. Bununla beraber, söz konusu Genel Müdürlüğün 150 civarında personeli ile 24.000'in üzerindeki maden ruhsatını yeterince takip edebilmesi mümkün değildir. Bu kuruluş, madencilik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden yapılandırılmalı, personel kadrosu gerek nicelik gerekse nitelik bakımından geliştirilmelidir.
Kastamonu'nun Küre İlçesi'nde işletilmekte olan Aşıköy yeraltı bakır ocağında, 8 Eylül 2004 tarihinde meydana gelen kaza sonucu, 19 çalışan yaşamını yitirmiştir. İşletme, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 2 Nisan 2004 tarih ve 2004/23 sayılı kararıyla Karadeniz Bakır İşletmeleri'ne ait Samsun Bakır İzabe Tesisleriyle birlikte 33.000.000 USD bedel karşılığı madencilik sektörü ile hiçbir ilgisi olmayan bir şirkete satılmıştır. Kazanın olduğu ocakta, üretim taşeron bir firma tarafından yapılmaktadır.
Kaza, cevherin nakledildiği 150 metre uzunluğundaki dikey bandın tutuşması nedeniyle oluşmuş, yangın daha sonra yaklaşık 900 metre uzunluğunda yatay ve dikey yönlerde tesis edilmiş nakliyat sistemindeki bantlara da sirayet etmiştir. Bantların yanması ile açığa çıkan karbonmonoksit ve diğer zararlı gazlar çalışanların zehirlenerek ölmelerine ya da yaralanmalarına sebebiyet vermiştir. Ocağı özelleştirildikten sonra alan ve taşeron olarak çalışan firmalar, madencilik sektörüne ait olan birçok özelliği bilmediği yada yeterince önemsemediği anlaşılmaktadır. Firmanın, ocak ile ilgili yaptığı risk değerlendirmesinin yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Ocağın, gerek cevher yapısının gerekse lastik bant sisteminin yangın riski taşıdığı şüphesizdir. Buna uygun önlemlerin alınması, yanma riski daha düşük bant kullanımı ve ferdi koruyucu gaz maskelerinin bulundurulması bu ocak için gereklidir. Yine, daha etkin bir haberleşme sistemi ile izleme ve kontrol sistemlerinin kurulmuş olması gereği bulunmaktadır.
Ayrıca Sendikamızın yapmış olduğu Ocak 2006- Şubat 2007 tarihleri arasındaki araştırmada madenlerde toplam 40 iş kazası yaşanmış ve bunun sonucunda 55 ölüm ve 56 da yaralanma olayı gerçekleşmiştir.
ÇSGB/İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 01.07.2004 yılında başlattığı ve Nisan 2005 tarihinde "Yer altı ve Yerüstü Maden İşletmelerinde Proje Denetimi Değerlendirme Raporu" altında yayınladığı çalışmada 43 İlde 26 farklı maden türünde, 50.222 işçiyi kapsayan 772 işletmeninin teftiş edildiği; teftiş kapsamındaki işyerlerinde son bir yıl içinde 2775 iş kazası yaşandığı,bu kazalar sonucunda 37 işçinin uzuv kaybına uğradığı ve 17 işçinin de hayatını kaybettiği saptanmıştır.
Çalışma sonrası yapılan değerlendirmede ortaya çıkan eksiklikler 9 ana başlık altında toplanmıştır;
1-Organizasyon, Gözetim ve Genel Çalışma Şartları
2-Mekanik ve Elektrikli Ekipman ve Tesisler
3-Tahkimat
4-Havalandırma
5-Yangın ve Patlama
6-Ulaşım Yolları
7-Kurtarma ve Tahliye
8-Nakliyat
9-Sosyal Tesisler
Ve sonuç olarak çalışma, "genel olarak, işverenler tarafından iş sağlığı ve güvenliğine gereken önemin verilmediği, çalışanların ise eğitim düzeylerinin yetersiz olduğu tespit edilmiştir" denilmektedir.
Yine,sendikamızın tarafından özel sektör maden işçileri arasında 18 ay boyunca (2004 Aralık- 2006 mayıs) sürdürülen ve ekonomik ve sosyal hak ihlallerini ortaya çıkarmaya dönük kapsamlı faaliyet, sektöre dönük bir çok alt-başlıklı çalışmaya ayrılarak yürütüldü. (Eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri, yerel muhabir ağı oluşturulması ve eğitimleri, madencilik kurultayı, atölye çalışmaları, yayın faaliyetleri vb.) Bu çalışmaların odağındaki temel çalışma ise "Özel sektör Maden İşçilerinin Ekonomik ve Sosyal durumu" adlı araştırma çalışmasıydı.
Buradan hareketle, bu çalışmada gerçekleştirilen araştırma faaliyetinin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sonuçları, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı Raporu ile paralellik kurularak ele alındığında, özel sektör madenciliğinde ortaya çıkan tablo üzerinde bütün tarafların ciddi olarak düşünme zamanı gelmiştir tespiti yapılabilir.
Bu araştırmanın diğer önemli bir alt başlığı olan "İşçilerin Çalışma Yaşamına Ait Özellikleri" adlı çalışma koşulları durumunu açığa çıkaran bölümüne değinilmemiştir. Çalışma koşulları iş sağlığı ve güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, çalışma ortamıyla sınırlı tutulmuştur.
Ortaya çıkan bulguları rakamsal oran olarak belirtmekten ziyade, kısa özetler halinde vermekle sorunun can alıcılığını sergilemek daha anlamlı durmaktadır:
*İşçiler işe başlamadan önce, yapacakları işi tanımaları, yaptıkları işten dolayı ortaya çıkabilecek muhtemel kazalar ve meslek hastalıkları hakkında bilgilenmesi, bunlara karşı nasıl tedbirli olunacağını öğrenmesi; kısacası riskler ve güvenlik konusunda eğitimler alması gerekli iken; bu konuda ya hiç eğitim verilmemekte ya da çok yetersiz düzeyde kalmaktadır.
*İşe uygun koruyucu ekipman, giyim ve teçhizat sağlanmamakta, sağlanıyorsa bile çok yetersiz kalmaktadır. Ayrıca, kendi imkanlarıyla sağlama, bir kısmını kendisi sağlama bir kısmını işverenin sağlaması gibi uygulamalarda saptanmıştır.
*50 ve üzeri işçi çalıştırılan işyerlerinde çoğunlukla bir işyeri hekimi bulunmamaktadır.
*50 ve üzeri işletmelerde İş sağlığı ve Güvenliği Kurulları çoğunlukla oluşturulmamaktadır.
*Acil durumlarda müdahale edecek bir müdahale ekibi çoğunlukla yoktur. Ambulans sağlanması ya yetersizdir ya da hiç yoktur.
*Özellikle yeraltında çalışmanın yoğun olduğu kömür sektöründe,acil durumlar için farklı çıkış yolları ya bulunmamakta ya da çok yetersiz kalmaktadır.
*Çalışan işçilerin sağlık kontrollerinden geçirilmesi uygulaması ya hiç yapılmamakta, yapılıyor olsa bile düzenli bir sisteme oturtulmuş değildir.
*Sağlık kontrollerinin yapıldığı işletmelerde işçilere sonuçlar çoğunlukla bilgi verilmesi uygulaması yerleşmiş değildir.
*Sağlık durumları iyi olmadığından işten çıkarmalar oldukça yüksek bir oranda seyretmektedir.
*Yaptığı işten dolayı meslek hastalığına yakalanan işçilerin tedavi masrafları işverence karşılanmaması oldukça yaygın bir uygulama olarak ortaya çıkmaktadır.
*Gerekli önlemler alınmadığında, ciddi ve ani tehlike anlarında işçinin çalışmayı reddetme hakkı olmasına rağmen, böylesi risk durumlarında çoğunlukla işçiler çalışmayı reddedememektedirler. Çünkü, bu doğrudan işten atılma sebebiyet vermektedir, böyle olmasa bile ağır yevmiye cezalarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.
*İşçilerin çalıştıkları işletmelerde kazalara ve acil durumlara yönelik hazırlanmış planların olmaması ya da varsa bile bu konuda işçilerin bilgilendirilmemesidir.
*Yer altında grizu patlamalarının engellenmesi bakımından son derece önem taşıyan gaz ölçümleri ya yapılmamakta ya da oluyorsa bile düzenli bir durumda yapılmamaktadır.
*Madencilik sektöründe yaşanan sıklıkla yaşanan iş kazaları, çok dikkat çekici bir durum değilse, yani ölümlü iş kazaları olarak yaşanmıyorsa, kayıt altına alınması çoğunlukla yapılmamaktadır.
*İşletmelerde havalandırma sistemleri ya yok ya da çok yetersiz ve kötü durumda olduğu belirtilmiştir.
*Böylesi işletmelerde çalışan işçilerin en çok eksikliğini hissettikleri bir sorunda ısıtma sistemidir. Çoğunluk işletmede ısıtma sistemi olmadığı anlaşılmıştır.
*Madencilik sektöründe sağlığı tehdit eden önemli etmenlerden bir kaçı toz, gürültü ve titreşimdir. İşletmelerin pek çoğunda bu etmenlere ilişkin bir önlem alınmamaktadır. Önlem alınıyorsa bile, bunların oldukça yetersiz düzeyde kaldığı belirtilmiştir.
*Madencilik sektöründe işçilerin çalıştıkları ortamlar kadar, yemeklerini yedikleri, kişisel bakımlarını yaptıkların yerlerin hijyeni de önemlidir. Ama bu işletmelerde bu olanakların yaratılması olmadığı gibi, olanlarında da yetersiz ve sağlığa uygun olmayan koşullar taşıması önemle vurgulanmalıdır.
*Maden işletmelerinde denetim olgusu ya hiç olmamakta ya da bir şikayet söz konusu olduğunda yapılmaktadır.
Yukarıdaki gerçekler ışığında bakıldığında; madencilik, diğer sektörlere göre, yüksek oranda risk taşıyan, bilgi, deneyim ve sürekli denetim gerektiren, ağır koşullara haiz bir sektördür. Bu gerçeğe rağmen, madencilik kuruluşlarımızdaki mevcut deneyim ve birikimin yok edilmesi, bu alanın yetersiz, donanımsız, deneyimsiz kişi veya kuruluşlara bırakılması, kısa sürede yüksek kar sağlamak amacıyla üretim yapılması ya da mevcut üretim yapısının zorlanması, mevcut kamusal denetim ve yaptırım mekanizmalarının gevşetilmesi, böylesi kazaların kaçınılmaz hale gelmesine yol açmaktadır.
TMMOB/Maden Mühendisleri Odası ve ÇSGB/İSGGM arasında yapılan protokol çerçevesinde 2007 yılı "Madenlerde İş Sağlığı Güvenliği Yılı" olarak belirlenmiştir. Yukarıdaki mevcut durum ve bu durumun geleceğe yansımaları göz önüne alındığında böylesine bir kampanya madencilik sektörü açısından, gerekli bütün çabaların gösterilmesi halinde, oldukça anlamlı ve bir başlangıç olması açısından önemlidir.
Madencilik yatırımları gerçekten de hızla düşme eğiliminde; ancak, bunun nedeni taslağın gerekçesinde söylendiği gibi engellemeler değil, özelleştirme süreci ve kamu yatırımlarının nerede ise durmasıdır. Küreselleşme söylemlerinin baskınlaşması ve özelleştirme kampanyalarının başlaması ile kamu kuruluşlarında yeni ve yenileme yatırımları durdurulduğundan beri madenciliğin toplam yatırımlar içindeki payı da hızla düşmeye başlamıştır. Toplam sabit sermaye yatırımları içinde madenciliğe yapılanların payı 1985'te %8,17 iken, bu oran 1999'da %0,99'a düşmüş, GSMH içindeki madencilik sektörünün payı da buna koşut olarak 1986'da %2,11'den 1999'da %1,48'e düşmüştür. DPT verilerine göre 1990'da 102.000 kişinin istihdam edildiği bu sektörde 1999'da çalıştırılabilen işçi sayısı 73.000'e düşmüştür. Üstelik bu durum, hızla gelişen ve diğer madencilik işletmelerine göre daha istihdam yoğun bir sektör olan mermerciliğe karşın bu durum gelişmiştir.
Madencilik kavramının önemi, ülkemizde henüz yerleşmemiştir. Oysa ki maden kaynaklarının çok önemli ve eşsiz bir özelliği vardır; bu özellik, madenlerin yenilenebilir olmayıp tükenebilir nitelikte olmalarından kaynaklanmaktadır. Tarım ürünlerini ihraç edebilir ve her yeni hasat mevsiminde, yeniden üretip, yeniden ihraç edebilirsiniz. Aynı şekilde, orman ürünlerini, aradan on yıllar da geçse, yeniden yetiştirebilir, keser, biçer ve yeniden ihraç edebilirsiniz. Ne var ki gemiler yükü kömür çıkartılarak sevk edilen bir ocaktan bir daha kömür çıkaramayız. Çünkü maden cevherlerinin oluşumu tersinir bir süreç değildir. Madenlerimiz için uygulanacak bütün ekonomi politikalarının, bu özelliği göz ardı etmeden tayin edilmesi ve gelecek nesillerimizin de kollanması gerekirken, tam tersine tutumlarla, günü birlik uygulamalara gidilmektedir. Ulusal madencilik yaklaşımı çıkarabilmeye yardımcı olacak bir değerlendirme kurulu yararlı olabilir. Sosyal taraflar, kamu ve üniversiteler ile meslek odalarından oluşturulan bir ulusal değerlendirme ve öneri kurulu madenciliği masaya yatırılmalıdır. Bu kurul; incelemeli, tartışmalı ve ortak sonuçlar çıkarmalıdır.
Bu kurul; kamu (devlet), işverenler, meslek odaları, üniversite ve çalışanların örgütlerinin temsilcilerinden oluşan sahici bir kurul olmalıdır. Böyle olursa bu kurulun ortaya koyduğu çözümler ülke çapında sahiplenilir. Uygulama imkanı bulur.
Böylesi kurullarında katkısıyla Madencilikte; aramadan işletmeciliğe ve pazarlamaya kadar tüm süreçler için bir madencilik politikası KENDİ AKLIMIZLA oluşturulabilir.
Madencilik sektöründe yaşanan krizin, emeğiyle çalışan kitlelerle uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadığını bilince çıkarmak gerekir. Bu bilince varabilirsek krizin faturasını önümüze getirenlere karşı, alternatifsizlik teranelerini dillerinden düşürmeyenlere karşı, biz de kendi alternatiflerimizi ileri sürmekten öte talep ederiz. Buna yerden göğe kadar hakkımız vardır ve bu mümkündür. Çünkü; Gerçekleri tahrif edenlere, devamlı çözümsüzlük ve uyuşmazlık mesajları gönderenlere rağmen, çözüm de, alternatif de vardır. Aşağıda işimizin ve konumuzun özelliği nedeniyle, özel çözüm önerileri ayrı ayrı ele alınmıştır.
- Ülkemiz şiddetle ihtiyaç duyduğu halde, bir Madencilik stratejisinden yoksundur. Oysaki madencilik, vazgeçilmeyecek ölçüde stratejik bir sektördür. Türkiye; daha fazla zaman kaybetmeden, kalıcı bir madencilik stratejisi planlamalıdır. Bu stratejinin ana çerçevesi, madencilik politikalarının belirlenmesi ve bu politikaların gelecek ve statü kaygısı taşıyan siyasilerle değil, mutlaka uzmanlar eliyle doldurulması gerekmektedir. Bürokratik unvanı her ne olursa olsun, madenlerin istihracı, zenginleştirilmesi, izabesi ve rafinasyonu uğrunda yıllarını harcamış olanlar dışında hiç kimse bu stratejinin içinde yer almamalıdır.
- Madencilik dışındaki bir çok sektörde organize sanayi bölgesi kapsamında faaliyetler belli bir yerde toplanmakta işletmelere altyapı açısından uygun bir ortam oluşturulmaktadır. Madencilikte ise doğal koşullar işletme yerini belirlemekte ve çoğu zaman bu bölgeler yerleşim alanlarının dışında, alt yapısı olmayan yerler olmaktadır. Bu nedenle maden yataklarının bulunduğu ücra yerlere altyapının getirilmesi ve kentler dışında yeni iş sahalarının açılması sağlanmalıdır.
- Yeraltı kaynaklarımızın boyutu nedir? İhtiyacımızın ne kadarını karşılayabilir? Gelişmiş bir Türkiye'nin ne kadar hammaddeye ihtiyacı vardır ve ne kadarını öz kaynaklarımızdan karşılayabiliriz? Bu gibi soruları sağlıklı olarak cevaplayabilmek için, konuya uzun vadeli politikalarla yaklaşılmalı ve madencilik stratejileri gerçek zeminler üzerine oturtulmalıdır.
- Maden kaynaklarımız konusunda çok afaki rakamlar telaffuz edilmektedir. Örneğin, Zonguldak Havzası, Hasançelebi Demir Yatağı, Beylikahır Barit- Flüorit- Nadir Toprak Metalleri Yatağı... Bu belirsizliklerin giderilmesi için, maden cevherinin teknolojik özelliklerinin tayini de dahil olmak üzere, işletilebilir bazdaki rezerv tespit çalışmalarına hız verilmelidir.
- Türkiye'de istikrarlı sanayileşme ve kentleşme politikalarının oluşturulmamış olmasından dolayı öncelikle sanayiinin ihtiyacı olan hammadde ve yarı mamulün standartları, özellikleri ve talep düzeyinin belirlendiği sağlıklı bir envanter bulunmamaktadır. Bu nedenle madencilik sektörü fiyat ve talep dalgalanmaları karşısında istikrarlı bir üretim programı oluşturamamakta ve bunun sonucunda stoklar artmakta, işletmeler dönem dönem tatil edilmektedir. Madenciliğin ihtiyaç duyduğu bu envanter ve standartlar ivedilikle oluşturulmalıdır.
- Ülkemizdeki bir çok alan koruma altına alınmış ancak madenlerin korunması gibi bir kavram hayat bulmamıştır. Doğal kaynaklarımızın üzerine şehirler kurulmakta, tesisler oluşturulmaktadır. Ayrıca madencilikten anlamayan herkes tarafından ruhsat alınabilmekte ve definecilik anlayışı ile yaklaşılan madenlerimizin yüksek tenörlü kısımları alındıktan sonra terk edilmektedir. Tükenebilir olan bu kaynakların kazanımlarını güçleştirecek oluşumlara izin verilmemeli, Madenleri Koruma Kanunu çıkartılmalıdır.
- Türkiye'nin doğal kaynakları modern jeoloji, jeofizik ve jeokimyasal yöntemlerle aranmalı, yeni kaynakların bulunarak rezervleri belirlenmeli, bilinen kaynakların potansiyellerine ileri teknoloji ile yapılacak etütlerle ilave kaynaklar eklenmeli, bilinen madencilik varlığının rezervlerine kesinlik kazandırılmalı, teknolojik maden araştırma ve işletmeciliğinin yapılmasının sağlanması yönünde önem verilmelidir.
- Madencilik sektörünün maden arama faaliyetlerinden üretime kadar uzanan çalışmalarında ihtiyaç duyduğu madencilik politikalarını oluşturmak, gerekli her türlü koordinasyonu gerçekleştirmek ve engelleri aşmak için yaptırım gücü olan, en üst düzeyde bir otoriteyi sağlamak ihtiyacını karşılamak amacıyla bir Madencilik Bakanlığı'nın kurulması kaçınılmaz görülmektedir.
- Maden arama ve incelemeleri ile görevli bir kamu kurumu olan MTA, kuruluş kanunu, planlama, örgütlenme, eleman politikası, kuruluş içi ve dışı koordinasyon ve mali kaynaklar yönünden yeniden büyüteç altına alınarak, madencilik sektörüne teknik düzeyde en yüksek katkıyı sağlayacak biçimde irdelenmeli, başka bir anlatımla Kurum, bu çalışmalar için gerekli bilimsel alt yapının oluşturulması, maden yataklarımızla ilgili temel jeolojik problemlerimizin çözümü, arama faaliyetlerinin yeni tekniklerle yapılması, maden yataklarının işletilmesi yönünde teknolojik araştırmaların gerçekleştirilmesi, sektöre deneyimli eleman yetiştirilmesi ve teknik danışmanlık hizmetlerinin verilmesi alanlarında yeniden organize edilmesi amacıyla çağdaş maden arama kuruluşlarının gerektirdiği yapıya kavuşacak biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu çerçevede, gerek maden arama çalışmalarının gerekse laboratuar hizmetlerinin yerine getirilmesinde, günümüzdeki teknolojiye uyumlu teknik ve yöntemlerle araç, gereç ve malzemenin kullanılması temin ve tercih edilmelidir.
- Türkiye kendi koşullarına uygun madencilik teknolojilerini geliştirmeye ağırlık vermeli; bu amaca yönelik olmak üzere her kurumda göstermelik olarak kurulmuş bulunan araştırma-geliştirme (AR-GE) birimleri hayata geçirilmelidir. Bu birimlerin üniversite, TÜBİTAK ve maden makineleri üreticileri vb. kuruluşlarla işbirliği içinde çalışmaları sağlanmalıdır.
- Üretimi yapılmayan ve sorunlu olan cevher yatakları ekonomikliği ve pazar araştırmaları yapılarak, zenginleştirme işlemlerinden geçirilip üretilebilir hale getirilmelidir.
- Madencilikle ilgili KİT'lerin etkin ve verimli çalışması için yapısal düzenlemeler getirilmeli, yatırımları ve teknolojik gelişmeleri engellenmemelidir.
- KİT'lerde senelerdir devam eden özelleşecek, kapanacak, satılacak tartışmaları gerek yönetim kadroların ve gerekse de geleceğe umutla bakamayan çalışanların, çalışma şevkini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu anlayışın düzelmesi için madencilik sektöründe bulunan KİT'lerin durumu açıklığa kavuşturulmalıdır.
- Madencilik sektöründe bulunan KİT'lerin yönetsel yapılarına bakıldığında, yönetim kurulu üyeliklerinin çoğunluğunu bir önceki dönem seçimi kaybeden veya madencilikle hiçbir ilgisi olmayan bir çok kişinin var olduğu görülmektedir. Bu nedenle KİT'lerin yönetim kurulları, kurumların sorunlarına çözüm sunabilecek kişilerden oluşturulması gerekmektedir.
- KİT'lerde yıllardan beri devam eden işlevsel ve yönetsel erozyonun yanı sıra, yıllardır devam eden özelleştirme programlarının "her derde devadır" anlayışı terk edilerek, sektörün kendine has özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu anlayış devam ederse sektörün gelecekte daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağı gerçeğini unutmamak gerekir.
- Kamu madencilik kuruluşlarında karmaşanın önlenmesi, koordinasyonun sağlanması için maden arama ve işletmeciliği ile ilgili bütün kuruluşların, ilgi alanı yalnızca madencilik olan bir yönetsel sistemle koordineli biçimde üretim yapmaları sağlanmalıdır.
- İşletme projeleri ile MİGEM'ne "beyan" edilen işletilebilir rezervlerin yeterince kurtarılıp kurtarılmadığı mutlaka denetlenmeli; kaynakların yanlış işletme yöntemleriyle israfı önlenmelidir. Artık Mostra Madenciliği Devri Kapanmıştır.
- Ruhsat başvurularında ön yeterlilik aranmaması, Maden Kanunun "Beyan Usulüne" dayanmış olması, işletme projeleri ve faaliyet raporlarının uzman kişi ve kuruluşlarca incelenmeden sadece yasal evrak olarak görülmesi, aramadan pazarlamaya kadar gerekli denetimin yapılamama nedenleriyle doğal kaynakların bilimsel gerçeklere dayanarak tespit edilerek madencilik bilim ve teknolojilerine uygun şekilde işletildiği konusunda ciddi tereddütler bulunmaktadır. Bu yasal boşluk içerisinde sektörde binlerce saha "Ruhsat Spekülatörlerin" elinde yıllarca tutulmakta, bir çok işletmede rezerv ve talebe göre çok düşük miktarda üretim yapılmaktadır.
- Gerek kamuda gerekse de özel sektörde teknoloji bir kere satın alınmalı ve yeni teknolojiler üretilmelidir.
- Madencilik, bu bölümde açıklanmaya çalışılan ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurularak her kademede teşvik edilmeli; harita, teknik yardım, yol, enerji gibi alt yapı niteliğindeki gereksinimlere kolaylık ve öncelik sağlanmalıdır.
- Madensel ürünler yalnızca ödemeler dengesini olumlu yönde etkileyecek metalar olarak görülmemeli, aynı zamanda üzerine inşaa edilecek sanayilerin girdisi ve bu sanayilerde üretilecek teknolojilerin sürükleyici gücü olarak da kabul edilmelidir.
- Maden işletmeciliğinin tüm kademelerinde (işletmecilerde dahil olmak üzere), yapılacak iş ile ilgili eğitimden geçmemiş kişilerin istihdamı önlenmeli ve devlet gerekli iş gücünün eğitimi konusunda gerekli yaptırımları uygulamaya sokmalıdır.
- Günümüzde, maden ihtiyacımızdan çok ithalata kaynak aranmaktadır. Bu ithalatın büyük bir kısmı da iki kaleme ayrılmaktadır. KÖMÜR ve DEMİR. Bu iki maden üzerinde özellikle durulması gerekmektedir. Zonguldak Taşkömürü Havzasının daha efektif hale nasıl getirileceği ve ülkemizdeki yüksek tenörlü demir yataklarının aranması konularında çalışmalar derhal başlatılmalıdır.
- Ülkemizin kömür madenciliği, yanlış politikalar sonucu ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. 80'li yılların başında, başta büyük şehirler olmak üzere başlayan hava kirliliğinin tek sorumlusu ülkemizin kömürleri olarak görülmüş ve kömür ithalatına başlanmıştır. Hava kirliliği birçok faktöre bağlıdır. Tek neden kömür değildir. Bilinçsiz ithalat sonucu başta özel sektör kömürcülerimiz batma noktasına gelmiştir. Türkiye linyit ve taşkömürü rezervi 9.5 milyar ton olmasına rağmen her yıl yaklaşık 500 milyon dolar ödeyerek kömür ithal etmek zorunda kalınmıştır. Türkiye'nin kömür politikası ele alınmalı, ülkemiz kaynaklarını olumsuz yönde etkileyen politikalar yeniden gözden geçirilmelidir.
- Sanayi kuruluşlarının gereksinme duyduğu madenler için makro düzeyde master arama projelerinin geliştirilmesi, bu projelerde belirlenen hammaddelere yönelik aramaların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla MTA'nın bünyesinde ilgili kurumlardan temin edilecek uzmanlardan oluşacak, başta kömür ve demir olmak üzere madencilik sektörü ve ülke ekonomisi için en çok gereksinim duyulacak cevherlerden her biri için ayrı ayrı çalışma grupları kurulmalıdır. Bu çalışma gruplarınca uygulanacak dedüktif maden prospeksiyonu çerçevesinde aranan hammaddelerle ilgili olarak TKİ, TTK, DSİ, Eti Holding AŞ., KBİ, TDÇİ ve TPAO gibi çeşitli kuruluşlarca yapılmış jeolojik etüt ve haritaların incelenmesi ve kompilasyonu ile bu kuruluşların değişik amaçlarla yapmış oldukları sondajların stamplarının ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulması sonucu saptanan programlar uyarınca arama çalışmalarına yeni bir ivme kazandırılmalıdır.
- Madencilik sektörünün finans sorunu çözülmelidir. Önce Etibank'ın daha sonra da Madencilik Fonu'nun siyasi irade tarafından kapatılması üzerine, sektörümüz ile ilgili dünyadaki dalgalanmalar karşısında önünü göremeyen sektör temsilcileri büyük bir boşluk içinde bırakılmıştır. Bunun için bağımsız bir Madencilik İhtisas Bankası'na ihtiyaç vardır. Bu bankanın sektörümüzü destekleyici girişimleriyle gerek kamu gerekse de özel işletmeciler madencilik yatırımlarına başlamadan önce hiç olmazsa bir finansal sıkıntıyla karşılaşmayacaklardır.
- Türkiye'de hemen tüm sektörlerin finansman sorunu çözümlenmiş iken, madencilik sektöründe bu sorun nedense görmezlikten gelinmektedir. Madencilik, en azından başlangıçta, sektör dışından beslenen sürekli ve yeterli kaynaklarla finanse edilmelidir.
- Madencilik sektörünü finans yönünden desteklemek amacıyla kurulan Madencilik Fonu'nun diğer Fonlarla beraber kapatılması öncelikle sektörün desteklenmesini ve bazı önemli konularda (demir taşımacılığının desteklenmesi gibi) devletin sektöre müdahale şansını yitirmesine neden olmaktadır. Madencilik Fonu acilen tekrar hayata geçirilerek, Teşkilat Yasası mutlaka çıkarılmalıdır.
- Uluslararası fiyat dalgalanmalarına çok hassas olan madencilik sektöründe özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için faaliyetlerin sürekli kılınması amacıyla ve yeni yatırımlara kaynak verilmesi doğrultusunda kaynak aktarımı sağlanmalıdır.
- Günümüzde madenlerimize dayalı sanayileşmenin yeterli düzeyde gerçekleştirilmemiş olması nedeniyle maden üretimimiz, mamul maddeye dönüştürülmeden ağırlıklı olarak ara ürün ya da hammadde boyutunda kalmıştır. Katma değerin yurt içinde kalabileceği nihai ürün ve uç ürün üretimine öncelik verilerek maden ihracatının bu doğrultuda planlanması gerekir.
- Özellikle son yıllarda maden ithalatının artması üzerine, maden üreticilerimiz birbirleriyle rekabete girmiş ve bunun sonucunda bir çok ürünün iç ve dış piyasalardaki değerleri neredeyse yarı yarıya düşmüştür. Maden üreten firmaların bu durum karşısında kollektif çalışmaları şarttır.
- Gerek iç piyasalarda, gerekse ihracatta, sektörümüzde yaşanan bilinçsiz rekabet madencilik sektörünü, bilim ve teknoloji kullanımından, ileriye dönük planlamalardan uzak, işçi sağlığı, iş güvenliği ve çevreninde göz ardı edildiği bir anlayış içerisinde, her türlü iş makinesiyle herkes tarafından yapılabilir bir sektör haline getirmiştir. Bu durum düzeltilmelidir.
- Maden işletmelerinin yeniden düzenlenme ve iyileştirme çalışmaları üretim süreci ile aynı zamanda planlanmalı ve işletme faaliyetlerine paralel olarak uygulanmalıdır. İyileştirmelerde ekonomik ve gerçekçi yaklaşımlar ön planda tutulmalıdır.
- Şimdiye kadar çıkmış olan çevre ile ilgili tüm yasa, yönetmelik ve tebliğler arasındaki çelişkilerin giderilerek uygulanabilirliğinin sağlanması, çıkarılacak yeni mevzuat kapsamında bu konuya özen gösterilmesi ve uygulamadan kaynaklanan sorunlar doğrultusunda belirli aralıklarla gözden geçirilmesi sağlanmalıdır.
- Madencilikle ilgili ÇED raporu hazırlanmasında, raporun uygulanabilirliği açısından ilgili teknik elemanın imzası kesinlikle aranmalı, bu konu çıkarılacak yeni mevzuatlarda mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
- Maden İşleri Genel Müdürlüğü ile işbirliğine gidilerek madencilik sektörünün kapasite ve alan açısından gruplandırılması ve küçük işletme gruplarına giren madenler için sadece ön ÇED araştırmasının istenmesi gerekli ve yararlı olacaktır. Aksi takdirde küçük ölçekli birçok maden işletmesi ÇED raporu hazırlanmasının maliyeti nedeniyle ya mevzuata uygunluk açısından piyasa işi uygulanırlığı olmayan tapon raporlar hazırlatması yada zor durumlara düşmesi engellenmelidir.
- Her alanda olduğu gibi, madencilik sektöründe de uygulanan günlük politikalar terk edilmeli ve ülkemiz kendi kaynaklarından sonuna kadar en akılcı biçimde yararlanmayı hedef alarak orta ve uzun vadeli planlamalara geçmelidir. Bu doğrultuda madencilik özeline bir master planı hazırlanmalıdır.
- Madenlere, dış ödemeler dengesini düzeltecek sıradan bir ihracat kalemi gibi bakılmamalı; metalürji ile birlikte ele alınarak, ağır sanayiinin temel girdilerini sağlayacak ve kaynak yaratacak bir sektör olarak yaklaşılmalıdır.
- Halâ yeterince aranmamış ülkemizin sistematik ve rasyonel bir biçimde aranmasına yönelik planlar hedeflenmeli ithal edilen madenlerin aranmasına önem ve öncelik verilmelidir.
- Ne getirip götüreceği iyice hesaplanmadan, gözü kapalı yabancı sermaye davetleri çıkarılmamalıdır. Madenlerimizin ülke çıkarları doğrultusunda üretilmesine özen gösterilmelidir.
- Madencilik sektörünü finanse etme asli görevi ile kurulan ETİBANK bir madencilik ihtisas bankası olarak yeniden hayata geçirilmeli, IMF dayatmaları ile Madencilik Fonu'nun kapatılmasının ardından doğan boşluk kapatılmalıdır.
- Madenciliğin önemini yeterince kavratabilmek için, yazılı ve görsel medyadan yararlanılmalı ve okul müfredatlarının kapsamı, konuyla ilgili doğru ve sağlıklı bilgilerle donatılmalıdır.
- Ülkemizin gerçeklerine uygun madencilik teknolojilerini geliştirebilmek için gereken örgütlenmeler, çeşitli ve bol miktarda genel müdürlükler oluşturmak yerine, ilgili kuruluş bünyelerinde bu işlev için kurulmuş olan birimlerin reorganize edilmesi, desteklenmesi ve çalışanların özendirilmesi suretiyle sağlanmalıdır.
- Yapacağı işle ilgili yeterli teorik ve pratik eğitimden geçmemiş hiçbir kişi ocaklara sokulmamalı ve bu eğitim için devletçe öncelik ve destek sağlanmalıdır.
Son söz olarak, ülkemiz için aydınlık günlerin 21. yüzyılda gelmesini diliyoruz. Barış, özgürlük, kardeşlikten yana, uzmanların denetim ve kontrolünde, bilim ve teknolojilerin uygulandığı üretimden yana, hukukun üstünlüğünün yerleştiği, demokratik, insan haklarına saygılı bir yönetim anlayışında sanayileşmiş aydınlık bir Türkiye özlemi içerisinde umutlarımızı çalışma azmi ile birlikte 21. yüzyıla taşımamız gerekmektedir.
Bilinmektedir ki; MADENCİLİK YOKSA GELECEK DE YOKTUR!
Sendikamızın 14. Genel Kurulun'dan bu güne gerçekleştirdiği çalışmaları dört ana başlıkta inceleyebiliriz.
1-İlişkide olduğumuz yerler
2-Örgütlenme ve eğitim faaliyetleri
3-Hukuk Dairesi çalışmaları
4-Uluslararası ilişkiler
Sendikamız bilinen üretim ve sendikal şartlar nedeniyle ağırlıklı olarak özel sektör maden işletmeciliğinde faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır. Yeterli finansman, altyapı ve teknolojik girdinin olmadığı özel sektör madenciliğinde, çalışan işçilerin önemli bir kısmı sendikal hak ve özgürlüklerden yoksundur. Sendikamızın son Genel Kurulundan bu yana, üyelerimizin bulunduğu ve üretime ara veren özel sektör işyerlerinde fazla bir değişiklik yaşanmamıştır.
Bakır:
Sendikamızın 1996 yılında örgütlendiği Giresun/Espiye Lahanos Demir Export Bakır işletmesi hala kapalıdır. Karadeniz Bakır İşletmeleri'ne bakır konsantresi veren işletme, farklı ekonomik tercihlerden dolayı olsa gerek milyonlarca dolarlık bir işletmeyi yeniden açmayı gerçekleştirme yönünde bir tercihte bulunmamıştır.
Krom:Sendikamızın örgütlendiği ve birkaç yıldan bu yana kapalı bulunan Kayseri/Tomarza'da Eren Madencilik krom işletmesi, birkaç ay önce taşeron sistemiyle yalnızca tek bir krom ocağında üretime başlamış, Flatasyon tesisi kapalıdır.
Mikro Maden San. A. Ş:
Adana / Aladağ'da faaliyet yürüten, aralarında üçünün eski üyemiz olduğu 31 kişinin çalıştığı Mikro Maden San. A.Ş krom işletmesinde, olumsuz koşullarda çalışan krom ocağı ve flatasyon tesisi işçileri sendikamızla ilişkiye girmişlerdir. Ocakta ve flatasyon tesisinde 3 vardiya halinde çalışma yapılan işletme 2000 yılından beri faaliyettedir. İşçilerle yapılan görüşmede mutfak personelinin mesai ücreti ödenmeksizin 12, diğer çalışanların ise 8 saat çalıştığı,hiçbir izin kullandırılmadan ve mesai ücreti ödenmeden ayın 30 günü çalıştırıldığı, operatörlere 600 YTL, diğer çalışanlara ise 385 YTL aylık ücret ödendiği, ssk primlerinin 450 YTL olan asgari ücret üzerinden yatırıldığı, aylık ücretlerin son bir yılda düzenli yapılmadığı, işçilerin içeride 6 aydan fazla ücret alacaklarının bulunduğu, her yılın Aralık ayında flatasyon tesislerinin bakıma alınıp işçilerin çıkışının yapıldığı, yıllık ücretli izinlerin hak edilmediği gerekçesiyle verilmediği, yemeklerin son derece kalitesiz olduğu öğrenilmiştir.
İşçilerin sendikaya üye olması konusundaki çabalarımız, yine o bölgedeki üyelerimizin Yusuf katkısıyla olumlu sonuç vermiş ve 16 Şubat 2006 tarihinde başlayan üyelik işlemleri 24 Mart'ta son bulmuştur. Sendika üyeliğini işçilerin bir kısmı aylık ücretleri, kaç yıldır verilmeyen yıllık izin ücretleri ve kıdem tazminatlarını kurtarmaya indirgenmesi ve uzun vadeli perspektif taşımaması, başarı ve devamlılığı engellemiştir.
İşçilerin sendikamıza üye olmasıyla işverenin istifa için baskıları başlamıştır. Baskılar işe yaramayınca bu kez işyeri kapatılacağı şeklinde gözdağı verilmiştir. Süreç içinde flatasyon ve ocağın taşerona devredileceği şeklinde söylenti yayılmıştır. Dışarıdan gelen birileri kendisini taşeron olarak tanıtmış ve kendi işçileriyle çalışacağını, sendikalı işçi istemediğini, sendikadan istifa ederlerse onları da çalıştıracağını söylemiştir. Bu arada işçilerin toplu alacakları ödenmiş ve üyelerimizde bir gevşeme başlamıştır.
Şirket ortaklarının kendi arasında yaşanan problemler nedeniyle işletme devamlılığının risk altında görünmesi, çalışanlarda öncelikli olarak mevcut alacaklarının kaygısını öne çıkarmıştır.
İşçilerin alacakları ödenip, 28 Haziran 2006 tarihinde işyeri kapatılmış, bir-kaç ay sonra tekrar faaliyete geçmiş ancak üyelerimizin büyük çoğunluğunun alacakları ödenince sendikal mücadele istekleri azalmıştır. Şu anda bu işyerinde sendikal aktivite sönümlenmiştir.
Adana/Pozantı'da Akpaş Madencilik krom işletmesine ait krom ocaklarından sadece bir tanesi taşeron sistemiyle üretimdedir, şirkete ait Flatasyon tesisi kapalıdır.
Bakırçay Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti:
İki dönem toplu sözleşme bağıtladığımız İzmir/Bergama'da Bakırçay madencilik granit işletmesi, taşı daha önce kendisi çıkarıp işlerken uzun bir süredir piyasadan alıp tesislerinde belediyenin ihtiyacı kadar üretimle sınırlandırmıştır. Çalışanların önemli bir kısmı ise belediyenin diğer alanlarda faaliyet yürüttüğü BETA şirketine kaydırılmıştır. Zor koşullarda ve küçük ölçekte üretimini sürdüren işyerinde çalışan sayısı da düşürülmüştür.
Kurşun-çinko:
Ordu/Kabadüz'de Zamantı Madencilik kurşun-çinko işletmesi yeniden üretime başlamış ve devam etmekte olmasına rağmen küçük ölçekli özelliğini korumaktadır.
Sivas/Koyulhisar'da Menka Madencilik kurşun - çinko işletmesinin mevcut saha ve tesislerini bir süredir Beroner Madencilik işletmektedir. Geçmişte yaşanan kriz nedeniyle sözleşme yapılamamıştır. Beroner'de çalışan işçiler arasında üyelerimizde bulunmaktadır.
Yozgat/Akdağmadeni'nde Rasih İhsan Madencilik Ltd. Şti'ne ait kurşun-çinko işletmesi rezerv ve başka bazı sorunlar nedeniyle sıkça el değiştirmektedir. Burada geçmişte baskılar sonucu büyük oranda istifalar gerçekleşmiş, üyelerimizin bir kısmı ayrılıp Ordu'da Pontit Madencilik'e girmiş, kalan az sayıda üyemiz ise çalışmayı sürdürmektedir.
Muğla/Yatağan, Aydın/Çine'deki çeşitli işletmelerde çalışan üyelerimiz ve işçilerle ilişkilerimiz gevşekte olsa sürmektedir.
Linyit:
Kütahya/Tavşanlı - Tunçbilek'de dekopaj işleri yapan şirketlerde çalışan üyelerimizin bir kısmı emekli olmuş, önemli bir kısmı da mevcut alanda daralma yaşandığından başka yerlerde işe başlamış, kalanlarla ilişkimiz sürmektedir.
Üçpınar Madencilik Ltd.Şti. - Bükköy Madencilik A.Ş:
Bolu/Mengen Gökçesu'da, Nurullah Ercan'a ait bu şirketlerde çalışan işçilerden 228'inin 2001 Mayısında sendikamıza üye olduğu hatırlanacaktır. Yine hatırlanacağı gibi işçilerin üye olmasının ardından işveren linyit ocaklarını kapatıp işçilerin iş akitlerini feshetmişti. İşçilerle yapılan toplantılarda, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesine sahip çıkılması gerektiği anlatılmış ama, işçiler yargıya başvurup alacaklarının biran önce tahsilini istemişlerdi. Sendikamız, 2001 Haziranında bu şirketlerde çalışan üyelerimizle ilgili alacak ve sendikal tazminat davasını Ankara'da açmış, Yargıtay aşamasında iken dava bozulmuş bu nedenle uzamış. Tatminkar bir sonuçla yerel mahkemeden tekrar Yargıtay aşamasına gelmiştir.
Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş:
Bolu/Mengen Gökçesu'da, yine işveren Nurullah Ercan'a ait olan bu şirket, Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (TKİ) ait Tuzlukaya ocağını rödevans usulüyle işletmekteydi. Mayıs 2001'de Tuzlukaya linyit ocağında çalışan 97 işçiden 88'i sendikamıza üye olmuş, işverenin sendikadan istifa ettirmeye yönelik yasa dışı saldırılarıyla karşılaşmışlardı. İşçiler, sendikal hak ve özgürlüklerine sahip çıkıp direnmiş, işveren ise bu direniş karşısında 7 Aralık 2001 tarihinde ocağı kapatarak işçileri ücretsiz izine çıkarmıştı. Tuzlukaya Linyit Ocağı 2003 Mayısına kadar kapalı kalmış, işveren üyelerimize sendikadan istifa etmeleri halinde hemen diğer ocaklarda iş vereceğini, Tuzlukaya açıldığında da bu ocakta çalıştıracağını söyleyerek işçilerin direncini kırmaya çalıştı. Üyelerimizden epeyce insan uzun süre direnemedi ve iş için sendikadan istifa etmek zorunda kaldı. TKİ'nin daha sonra satışa çıkardığı ocağın bulunduğu saha Nurullah Ercan tarafından satın alındı. İstifa etmeyen üyelerimiz işe başlatılmadı. 1 Mayıs 2003 tarihinde, Kilimli de yapılan değerlendirme toplantısında, işçiler oybirliğiyle fiili direnişe son verip mahkemeye başvurma kararı aldılar. Ankara'da açılan pilot dava kazanılmış, işveren alacakları ödeme konusunda direniş gösterince tespit edilen malları üzerinde icra işlemi yürütülmektedir. Öte yandan asıl dava da açılmış, devam etmektedir.
Mermer:
Mermer sektöründeki üretim ve pazarlamaya yönelik olumluluklar sürmektedir. G.doğu Anadolu bölgesi mermerdeki bu gelişmelerden payını almakta, ancak üretim ve pazarlamaya yönelik bu olumlu gelişmeler örgütlenmeye yansımamaktadır. Ülkemizin değişik bölgelerinde bulunan mermer ocak ve fabrikaları içinde sendika üyelerinin olduğu tek işyeri Diyarbakır/Lice'de Toprak Mermer San. A.Ş fabrikasıdır. 1997 - 1998 yıllarında gerçekleştirdiğimiz ilk örgütlenme OHAL'in işverenlere sunduğu katkıyla tasfiye edilmiş, 2004 yılında yeniden örgütlenilmiştir.
Sendika binamızın da bulunduğu Lice'de, üyelerimizle olan ilişkilerimiz yöredeki diğer işyerlerine oranla daha sıkı ve güçlüdür. Toprak Mermer Fabrikasında geçmişte epeyce sorunlar yaşanmış ve artık her şeyin belli bir düzene girdiği görülmektedir. 3 yıldır yapılamayan sözleşme, başlayan görüşmeler sonucunda yakında imzalanmış olabilecektir. 130 civarında çalışanın olduğu fabrikada 90 üyemiz bulunmaktadır. İşletmenin Hani'de bulunan mermer ocağında çalışanlarında bu süreçte sendikamıza üyeliği hedeflenmiştir. Toprak Mermer San. A.Ş'nde yapılacak sözleşmenin devamında Diyarbakır'da bulunan birçok mermer fabrikasının örgütlenmesi de hızla gündeme gelebilecektir.
AB-İŞKUR tarafından desteklenen ve yönetilen Tavşanlı istihdam projesi 22.12.2004 tarihinde onaylandıktan sonra, öngörülen tüm faaliyetler gerçekleştirilerek tamamlanmıştır. Proje süresi 01.01.2005 ile 22.03.2006 tarihleri arasında yürütülmüştür.
Kısaca özetlemek gerekirse;
-Proje ekibi oluşturulmuş
-İki adet eğitim merkezi hazırlanmış
-Tavşanlı-Ayvalı köyünde bir adet Süt Toplama ve Saklama Eğitim Merkezi oluşturulmuştur.
-Eğitimler, Yem Bitkileri Eğitimi, Aşılama ve Meyve Ağaçlarının Bakımı Eğitimi, Trikotoj Eğitimi, Girişimcilik Eğitimi ve Süt Hijyeni Eğitimi olmak üzere 6 konuda gerçekleştirilmiştir.Bu eğitimlerden 248 i bayan 223 ü erkek olmak üzere 471 kişi eğitimlerden yararlanmıştır.
- Süt hayvancılığı faaliyetlerinin iyileştirilmesi ve verilen eğitim pratiklerinin desteklenmesi amacıyla danışmanlık hizmetleri verilmiştir.
-Triko faaliyetleri için eğitim amaçlı pratik üretim faaliyetleri yapılmış ve hedef kitlenin kurmuş olduğu dernek kanalıyla pazar için üretim faaliyetlerine geçilmiştir.
-Proje kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlerin , çevrede yaşayan topluma etkileri konusunda araştırma çalışması gerçekleştirilmiştir.
Sendikamızın yürüttüğü ve İnsan Hakları Derneği, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Vakfı ile KESK/ESM nin ortak olarak yer aldığı bu proje 18 aylık bir çalışmanın sonucunda tamamlanmıştır.
Madencilik faaliyetlerinin yoğun olarak sürdürüldüğü 18 ilde gerçekleştirilen çalışmaların amacı, özel sektör madencilik işletmelerinde çalışan işçilere yönelik ekonomik ve sosyal hak uygulamalarının belirlenmesi, işçilerin ekonomik ve sosyal haklar konusunda bilgilendirilmeleri, bilinç düzeylerinin geliştirilmesi ve bu konuda kamu oyu duyarlılığının yaratılması hedeflenmiştir.
Bu projede gerçekleştirilen ana faaliyetlere kısaca göz atacak olursak;
-Ekonomik ve Sosyal Haklar Danışma Kurulu
Ekonomik ve Sosyal Haklar İzleme ve Dökümante Etme Rehberini hazırlama, araştırma ve araştırma sonuçlarını rapor haline getirerek yayınlama, izleme ve raporlama yürütme, eğitim, bilinçlendirme ve hukuki destek çalışmalarını ve diğer tüm faaliyetlere dair yönlendirme ve denetleme insiyatifi bu kurulun amaçları arasında yer aldı.
-Ekonomik ve Sosyal Hakların Özel Sektör Madenciliğinde Bilinme, Benimsenme ve Gerçekleşme Düzeylerinin Araştırılması
Tam zamanlı istihdam edilen bir araştırmacı, Danışma kurulunun çizmiş olduğu genel çerçeveye uygun olarak araştırmasını tamamlamıştır.Bu çalışmada, Zonguldak, Ordu, Muğla, Balıkesir, Diyarbakır ve Ordu illeri seçilmiş ve araştırma bu illerde yapılmıştır.
-Bilinçlendirme ve Eğitim Faaliyetleri
Bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri 4 ana konuda gerçekleştirildi.Bu konular;
Genel olarak insan hakları
Genel olarak ekonomik ve sosyal haklar
Çalışma yaşamına ilişkin haklar
Yasal çerçeve ,adalete erişim olanak ve yolları
Bolu , Zonguldak, Ordu, Muğla, Kütahya, Diyarbakır, Manisa, Aydın, Sivas ve Siirt İllerinde belirtilen konular çerçevesinde eğitimler gerçekleştirildi.
-Yerel Muhabir Ağı ve Eğitimi
Çalışma kapsamı içinde yer alan İllerde ekonomik ve sosyal hak ihlallerinin izlenmesi ve raporlanmasına ve bilgi akışının sağlanmasına dönük yerel muhabir ağı oluşturuldu ve bunların eğitimi sağlandı. Eğitimler Ankara'da yapıldı. Eğitime, Denizli, Kütahya, Muğla, Zonguldak, Manisa, Siirt, Kastamonu, Artvin, Diyarbakır, Bolu, Aydın, Sivas, Adana, İzmir, Çanakkale, Elazığ, ve Ordu İllerinden toplam 30 kişi katıldı.
-Bölge Toplantıları
Yapılacak olan kurultaya hazırlık niteliğinde ve kendi bölgelerinin sorunlarını tespit edip açıkladıkları deklarasyonlarıyla Özel Sektör Madencilik Kurultayına güç verecek olan bölge toplantıları gerçekleştirildi. Bu toplantılar Zonguldak, Kütahya , Diyarbakır ve Aydın İlleri merkez seçilerek 4 bölgede gerçekleşti.
-Madencilik Sektörüyle İlgili Çalıştaylar
Ülkemizde Madenciliğin Durumu, Madencilik Çevre ve Çevrede Yaşayan Topluma etkileri ve Madencilik Sektöründe İstihdam ve Örgütlenme konularında Çalıştaylar gerçekleştirildi.
-Özel Sektör Madenciliği Kurultayı
Özel sektör madenciliğinde yaşanan sorunların tespiti, bunarlım çözümlerine dönük yaklaşımlar ve örgütlenme potansiyellerinin tartışıldığı iki günlük bir kurultay gerçekleştirildi.Kurultay'a çalışma ortaklarımız, Danışma Kurulu üyeleri, ve 19 ilden gelen temsilciler katıldı.
-Yayın faaliyetleri
Bu çalışma çerçevesinde değişik yayınlar üretildi. Bunlar;
Haklarınızı Biliyor musunuz?
Uluslar arası Belgelerde Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar
Özel Sektör Maden İşçilerinin Ekonomik ve Sosyal Haklar Durumu Araştırması
Ekonomik ve Sosyal Haklar İzleme ve Değerlendirme Rehberi
Özel Sektör Maden İşçileri Ekonomik ve Sosyal Haklar Kurultayı ve Hazırlık Toplantıları Belgeleri
kitap ve broşürleridir.
Sendikamızın hukuk dairesi tarafından takip edilen davalar içinde İzmir/Bergama'da kurulu Bakırçay Madencilikte çalışan üyelerimizin alacaklarıyla ilgili açılan dava sonuçlanmış ve üyelerimizin alacakları tahsil edilmiştir.
Ordu/Kabadüz'de kurulu Pontit Madencilik'te çalışan üyelerimizin alacakları için açılan dava sonuçlanamamıştır.
Akpaş Madencilik Pozantı işletmesinde çalışan üyelerimizin işletmenin kapanmasıyla birlikte açılan davaları sonuçlanmış ve işçi alacakları tahsil edilmiştir.
Sendikamızın yönetici ve uzmanları hakkında yasadışı gösteri ve yürüyüş yapmakla ilgili (2911 sayılı yasanın ihlali) dava açılmış devam etmektedir.
İşkolu Tespit Davaları sonuçlanmıştır.
Bolu/Mengen Gökçesu'da Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş hakkında Tuzlukaya linyit ocağında çalışırken ücretsiz izine çıkarılan, daha sonra işbaşı yaptırılmayan üyelerimizle ilgili Ankara 4. İş Mahkemesi'nde açtığımız dava Bilirkişi aşamasını tamamlamak üzeredir.
Bolu/Mengen Gökçesu'da Üçpınar Madencilik ve Bükköy Madencilik işletmesinde sendika üyesi olmaları nedeniyle işten atılan üyelerimiz için Ankara 5. İş Mahkemesinde açtığımız alacak ve sendikal tazminat davası devam etmektedir. Bilirkişi aşamasını geçen dava sonuçlanma aşamasındadır.
Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş işvereninin üyelerimiz hakkında Kocaeli 2. İş Mahkemesinde açtığı Yasadışı grev tespit davası bilirkişi aşamasını tamamlamış, karar aşamasındadır.
Bolu/Mengen Gökçesu'da Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş'nin Tuzlukaya linyit ocağında çalışan üyelerimiz hakkında adam dövmek iddiasıyla Mengen Sulh Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, Asliye Ceza Mahkemesi'nde aynı konuda açılan dava ile birleştirme sürecindedir.
Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş işvereni hakkında Yasadışı bildiri basmak ve dağıtmaktan dolayı suç duyurusunda bulunulmuş, Mengen Cumhuriyet Başsavcılığı yayınlanan bildiriyi Bilirkişiye göndermiş ve gelen sonuca göre Takipsizlik kararı vermiş, Düzce Ağır Ceza Mahkemesi'ne Takipsizlik Kararına itirazda bulunulmuş, ancak yapılacak bir işlem kalmamıştır. Yani dava ortadan kalkmıştır.
Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş Gökçesu linyit işletmesinde görevli olmadığı halde işyeri hekimi gibi belgelere imza atan işletme müdürünün eşi Dr. Mürşide Şolpan hakkında "görevi kötüye kullanmak"tan dolayı suç duyurusunda bulunulmuş, Mengen Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı vermiştir.
Takipsizlik kararının bozulması için Düzce Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurulmuş, karar bozulmuş ve dava açılmıştır.
Bolu/Mengen Gökçesu'da, cezalandırılmak ve baskı altına almak amacıyla ücretsiz izine çıkarılan Kuzey Anadolu Madencilik A.Ş çalışanlarından 7 üyemiz hakkında Mengen'de Sulh Ceza Mahkemesinde görülen "başkasının huzur ve rahatını bozmak" iddiasıyla Gökçesu'dan 7 kilometre uzakta DAĞ BAŞINDA DAVUL ÇALMAK için açılan dava üyelerimiz aleyhine sonuçlanmış ve üyelerimiz hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Mahkeme üyelerimizin iyi hallerini dikkate alarak cezaları paraya çevirmiştir.
Sendikamız; Nisan 2001 tarihinde Uluslararası Kimya, Enerji, Petrol ve Maden İşçileri Sendikaları Federasyonu'na (ICEM) üye oldu. İCEM Türkiye Koordinasyon Kurulu üyesi olup gerçekleştirilen toplantılara katılım sağlanmaktadır.
Dev.Maden-Sen Yayın Kurulu tarafından tasarlanmıştır,
Site içeriği kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.