5 Haziran 2010: DİSK, SENDİKAL HAK İHLALLERİNİ ILO KONFERANSINA TAŞIYOR!

DİSK, SENDİKAL HAK İHLALLERİNİ ILO KONFERANSINA TAŞIYOR!

5 Haziran 2010

DİSK/İstanbul, 2010

2 Haziran'da İsviçre'nin Cenevre kentinde başlayan Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 99. Genel Konferansı devam ediyor.

Türkiye bir kez daha sendikal hak ve özgürlükler konusunda ILO masasında. 18 Haziran 2010 tarihine kadar sürecek ILO Konferansına bir heyetle katılacak olan DİSK, ülkedeki sendikal hak ihlallerini ILO gündemine taşıyacak.

DİSK Genel Başkanı Süleyman ÇELEBİ, DİSK Genel Merkezinde, Yönetim Kurulu Üyeleriyle birlikte düzenlediği basın toplantısında, devam eden ILO Konferansı ve DİSK'in çalışmaları hakkında bilgi verdi.

ÇELEBİ, Türkiye'deki sendikal hak ihlalleri ve gerçekleşmeyen sendikal reformlar ile 2010 ILO toplantısına ilişkin yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Bugün burada toplanmamızın nedeni, sürmekte olan ILO toplantıları, ülkemizdeki sendikal hak ihlallerindeki artışlar ve DİSK'in bu iki gündemi birleştirerek, yaşanmakta olan gelişmeler konusundaki tavrını ve planlarını sizler aracılığıyla kamuoyuyla paylaşma isteğidir.

Türkiye geçtiğimiz yıllarda da "yasal düzenlemelerin uyumsuzluğu" ve "uygulamaların sendikal hakları ihlal etmesi" nedenleriyle çeşitli defalarda ILO gündemine geldi. Türkiye'nin Aplikasyon Komitesi'nde kara listelere alınması bizleri hep üzdü ancak hükümet üyeleri bundan hiçbir zaman ders çıkarmadılar.

Hükümetler, askeri müdahaleden sonra anayasa ve sendikal yasaların değiştiği 1982 yılından bugüne kadar yaklaşık 30 yıldır her ILO Konferansı'nda sendika yasalarını değiştirmek üzere olduklarını belirterek farklı mazeretlerle gecikme yaşandığını ifade ettiler.

Uluslararası kurumların uyarılarına ve Türkiyeli işçilerin taleplerine rağmen verilen sözler tutulmadı ve sendikal haklar alanında herhangi bir gelişme yaşanmadı.

Bu konuyla ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda kaç tane bilim kurulu, kaç tane komisyon kurulduğunu, kaç tane taslak üretildiğini bugün bizler bile hatırlayamıyoruz.

En son olarak, Başbakan Erdoğan 21 Ocak 2009'da Brüksel ziyareti dönüşünde yaptığı açıklamasında, Mart'ta yapılacak olan yerel seçimlerin ardından başta Sendikalar Kanunu olmak üzere çok sayıda kanunu hızla çıkartacaklarını duyurmuştu. Ancak o günden bu yana sendikalar yasasında herhangi bir değişiklik olmadığı gibi, birçok taslak hazırlandığı ifade edilse de, ILO Sözleşmeleri ve İş Kanunu 114. madde gereğince konu Üçlü Danışma Kurulu'na ve sosyal tarafların gündemine getirilmiş olsa da etkin danışma sağlanmamış ve sorun çözülememiştir.

TBMM'de büyük bir çoğunluğa sahip olan iktidar partisi AKP?nin bu yasaları değiştirmemesinin hiçbir inandırıcı, haklı mazereti olamaz.

Sendikal yasaları ısrarla değiştirmeyen hükümet, parlamentoda yapılan ve referanduma sunulan anayasa değişikliklerinde sendikal hakların genişletildiğini iddia etmektedir.

Oysa anayasanın sendikal haklarla ilgili 51, 53 ve 54. maddelerinde yapılan kimi değişiklikler yanılsama yaratmak için yapılan, ilerleme getirmeyen değişikliklerdir.

Şöyle ki; sendika kurma ve sendikaya üye olma konusunda hala ciddi sınırlamalar vardır. Emekli-Sen, Çiftçi-Sen, Genç-Sen sendikalarının kapatılma davalarını ortadan kaldıracak anayasa değişiklikleri yapılmamıştır.

Kamu çalışanlarına getirilen toplu sözleşme hakkı grev hakkını içermemekte ve zorunlu tahkimi getirmektedir.

Grev hakkı hala, sadece toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde yapılabilen bir haktır. Bu nedenle iktidarın, anayasa değişikliklerinin yeni haklar getirildiğine ilişkin söylemi gerçek dışıdır.

ILO'nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri ile uyumsuz olan sendikal yasalar ve uygulamalar genel hatlarıyla; sendika üyeliğini ve Toplu İş Sözleşmesi hakkını zorlaştırmakta ve grev hakkının kullanılmasını imkansız hale getirmektedir.

Konfederasyonumuz yeniden faaliyete geçtiği 1991 yılından bu yana ısrarla;
-Herkesin sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkını,
-Sendikaya üyelikte ve istifada noter şartının kalkmasını,
-Sendikaların iç işleyişlerini serbestçe düzenleyebilme hakkını,
-Toplu sözleşme hakkını ortadan kaldıran, işkolu, işletme ve işyeri barajının kaldırılmasını,
-Toplu sözleşme yetkisi almayı imkansız hale getiren yetki prosedürünün kaldırılarak, yetki uyuşmazlıklarında referandumun getirilmesini,
-Grev yasaklarının ve engellerinin kaldırılmasını,
-Grev ertelemesi ve zorunlu tahkimin kaldırılmasını,
Anayasa'nın 90. maddesine göre yasa hükmünde olan ve uluslararası sözleşmelerden doğan bu sendikal hakların öncelikle uygulanmasını talep etmiştir.

AKP iktidarı döneminde, eksik olan sendikal hak ve özgürlüklere saygı gösterilmediği gibi, sendikal harekete, işçi ve emekçilere karşı düşmanca tavır sergilenmiş, sendikaların, işçilerin ve emekçilerin en temel, meşru hakları çiğnenmiştir.

Dünyanın kısmen 19. ve büyük çoğunlukla da 20. yüzyılda çözdüğü demokratikleşmeye ilişkin en temel hakları kapsayan sorunlar ne yazık ki 21. yüzyılda bile Türkiye sendikal hareketini meşgul etmektedir. 21. yüzyıl Türkiye'sinde yine sendikalar kapatılıyor, yasal ve anayasal güvenceyle kurulan sendika genel merkezleri basılıyor, sendikal kadrolar asılsız iddialarla tutuklanıyor, iş mahkemeleri çalıştırılmıyor, emekçiler lehindeki Yargıtay, Danıştay kararları uygulanmıyor, demokratik tepkiler polis şiddetiyle bastırılıyor.

Bugün AB'ye girmeye çalışan ülkemizde sendikaya üye olmak hala işten atılma gerekçesi olmaya devam etmektedir. Binlerce işçi sendika yasalarında reform beklenen bu süreçte sendika üyesi oldukları için işlerini kaybetmiştir.

Sendikal faaliyetler gerek yerel polis birimleri gerekse Başbakan tarafından suç olarak gösterilmek istenmiştir. Başbakan yaptığı çeşitli TV konuşmalarında sendikacıları suçlu, sendikal faaliyetleri de suç olarak lanse etmiştir. Yerel emniyet birimleri gerek basın açıklamalarını ve gerekse grevleri zor kullanarak engellemiştir.

İşçilerin kitlesel gösterilerini şiddet kullanılarak engellenme alışanlığı devam etmektedir.

Tutuklanan, gözaltına alınan sendikacılar endişe vermektedir. Sendikacılar işçi hak ve çıkarlarını korumak için yaptıkları faaliyetlerden dolayı tutuklanmışlardır. DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Nakliyat-İş Sendikası Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu 1 ay süreyle tutuklu kalmıştır. Bazı sendikacıların tutukluluğu devam etmektedir.

Sendikalara kapatma davaları devam etmektedir. DİSK ve FERPA üyesi Emekli-Sen hakkında kapatma kararı verilmiş, Öğrenci Gençlik Sendikası Genç-Sen ve Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Çiftçi-Sen hakkında kapatma davası açılmıştır. Emekli-Sen'in dosyası AHİM'dedir.

Sendikal hakların özgürce kullanılamadığı ülkemizde, kayıt dışı, güvencesiz çalışma hızla yaygınlaşmakta, güvencesiz çalışma özel sektörün yanı sıra kamu sektöründe de asıl çalışma biçimi olarak yerini almaktadır.

Bunun en vahim sonuçları, iş sağlığı ve güvenliği alanında kendini göstermekte, iş kazaları vahim bir şekilde artmaktadır.

Ocak 2009 ile Mayıs 2010 arasında geçen süre zarfında toplam 19 işçi gemi inşa sektöründe yaşamını yitirmiştir. Son 6 ay içinde, üç ayrı madende çalışan toplam 63 maden işçisi iş cinayetlerine kurban verilmiştir. Bunlar içinde en son yaşanan, 17 Mayıs 2010 günü TTK'ya ait Zonguldak maden işletmesinde meydana gelen grizu patlaması sonucunda ölen 30 işçi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada Başbakan "İş kazalarından kaynaklı ölümlerin sadece kader olduğunu ve madencilik gibi bazı işlerin kaçınılmaz olarak ölümle sonlandığını" belirtmektedir. İş kazalarını denetlemekle ve önlemekle görevli Çalışma Bakanı ise "İşçiler güzel öldü" diyebilmektedir. Durum bu kadar vahimdir. İşte bu anlayıştan ötürü Türkiye, AB'deki iş kazaları sıralamasında birinci, dünyada ise üçüncü konumdadır.

Sonuç olarak,

2009 yılını genel olarak değerlendirdiğimizde, emekçilere yapılan saldırıların, tek tek sendikal örgütlere değil, bütün işçi sınıfına topyekun olarak yapıldığını söyleyebiliriz.

Bu nedenle, DİSK olarak ILO sözleşmelerine, Avrupa Sosyal Şartı'na ve ülkemiz sendikal hareketinin ihtiyaçlarına karşılayacak yasal değişikliklerin bir an önce yapılması, ülkemizde özgür, demokratik bir sendikal yaşamın gerçekleşmesi için bugüne kadar sürdürdüğümüz mücadeleye aynı kararlılıkla devam edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Türkiye ve Türkiyeli işçiler, ILO Sözleşmelerine ve Avrupa Sosyal Şartı'na uygun, yeni bir sendika ve toplu sözleşme yasasına ihtiyaç duymaktadır. Bu yasanın onaylanmaması ve uygulanmaması için hiçbir gerekçe kabul edilemez. Bu çerçevede gerek hükümet gerekse işveren örgütleri ILO Konferansları'nda verdikleri sözlerine sahip çıkmalıdırlar. Ve görülen odur ki, bu yıl da Türkiye 26+1'lik listeye Burma, Burundi, Kamboçya, Çek Cumhuriyeti, Mısır, Hindistan, İran, Moritanya, Fas, Sudan, Tayland, Özbekistan gibi ülkelerle birlikte girecektir.

Bu hususlara ilişkin ayrıntılı raporlarını ILO'ya gönderen DİSK, bunun yanında 2 Haziran'da başlayan ve 18 Haziran 2010 tarihlerine kadar devam edecek olan 2010 ILO Genel Kurulu'nda bu hak ihlallerinin sıkı takipçisi olacak, Türkiye'ye yaptırım uygulanmasını talep edecektir.

Sadece ILO toplantısında da değil; uluslararası kamuoyuyla da bu sorunları paylaşacağız. ILO toplantısına katılan sendikal örgütlerle 9 Haziran'da ortak bir basın açıklaması yapacağız. Basın açıklamamıza katılacak dünya sendikal hareketinin temsilcileri bu konuda Türkiye işçi sınıfının yanında olacaklar.

Biliyorsunuz ki, bu yıl Türkiye işçi sınıfının, DİSK üyelerinin hak ve özgürlüklerini korumaktaki kararlılığının bir ürünü olan 15-16 Haziran Direnişi'nin 40. yılı. 40 yıl önce 1970 yılında gerçekleştirdiğimiz bu mücadele, işçi sınıfına önemli dersler bırakmıştır.

15-16 Haziran işçi direnişinde olsun, DGM'ye karşı yapılan direnişlerde olsun, 1 Mayıs'larda olsun, 20 Mart Faşizme İhtar Eyleminde olsun, işçi sınıfı ve onun örgütlü gücü DİSK, genelde demokrasiye-özgürlüklere, özelde de sendikal hak ve özgürlüklere yapılan saldırıları göğüslüyor, özgürlüklerin sınırlarını genişletmek için mücadele veriyordu.

Tek başına 15-16 Haziran Direnişi mevcut sendikal özgürlüklere ve giderek işçi sınıfının örgütlenmesine konulmak istenen kısıtlamaya, barajlara karşı duruştu. 40 yıl önce sermaye sözcüsü partilerin girişimiyle sendikalar yasasında yapılmak istenen değişiklikler, konulmaya çalışılan 1/3 barajı ve diğer engeller DİSK'in ve işçi sınıfının verdiği kararlı mücadele ile ortadan kaldırılmıştı.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi; hakların ve özgürlüklerin mücadele vermeden kazanılamayacağını, korunamayacağını göstermiştir. Türkiye işçi sınıfı ve DİSK'in bilinçli üyeleri 1970'te kendisini yıkmayı hedefleyenlerin planlarını darmadağın etmiştir. 15-16 Haziran Direnişi siyasal yanıyla işçi sınıfının sınıfsal mücadelesinde bir büyük değişimin de ciddi ve onurlu başlangıcıdır. DİSK dün olduğu gibi bugün de emekçilerin sadece ücretini değil, toplumsal rolünü de değiştirmek için sendikal yaşamda yerini almıştır ve mücadelesini sürdürmektedir.

Bu duygularla DİSK, 16 Haziran günü Kartal Meydanı'nda büyük bir buluşmayı organize ederek, işçi sınıfıyla bir araya gelecektir.

Kriz bahane edilerek veya sendikal faaliyetlerinden dolayı, demokratik haklarını aradıkları ve yasal haklarını kullandıkları için işten atılan, sendikaları kapatılan, sendikal faaliyetleri durdurulan, işyerleri önünde direnen, mahkeme kapılarında iş davalarının sonuçlanmasını bekleyen binlerce emekçiyle yapacağımız bu buluşmaya ülkemizin değerli sanatçıları da katılacaktır.

SAYFA BAŞINA DÖN

Dev.Maden-Sen Yayın Kurulu tarafından tasarlanmıştır,
Site içeriği kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.