5 Haziran 2010: DİSK'in ILO KONFERANSI İÇİN HAZIRLADIĞI BROŞÜR
BİZ YETER ARTIK DİYORUZ!
SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?
Eğer sadece sendikalaştığınız için işten atılsaydınız ne yapardınız?
İstanbul'da faaliyet gösteren Sinter-Metal adlı işyerinde çalışan 330 metal işçisi 18 Aralık 2008 tarihinde sadece DİSK/Birleşik Metal İş Sendikasına üye oldukları için işten çıkarıldı. Bu tarihten bugüne kadar hem direnişler hem de dava süreci devam ediyor. Aşağıda seçilmiş belli başlı ihlaller de DİSK/Birleşik Metal İş Sendikası'nın sendika üyeliği yüzünden işten çıkarılan üyeleri hakkında genel bir fikir veriyor.
-ELKIM-Kocaeli'deki 70 işçi 28 Nisan 2010 tarihinde işten atıldı
-DAIYANG METAL-Trakya işyerinde 16 işçi 29 Ocak 2010 tarihinde işten atıldı
-ELTAŞ TRANSFORMATÖR- İzmir işyerinde 10 işçi 29 Haziran 2009 tarihinde işten atıldı
-EKO END.-İzmir işyerinde 14 işçi 29 Aralık 2009 tarihinde işten atıldı
-NEMA MAKİNE&TEKSTİL-Kocaeli işyerinde 28 işçi 20 Ekim 2009 tarihinde işten atıldı
-RENTA-Eskişehir işyerinde 44 işçi 31 Ağustos 2009 tarihinde işten atıldı
-Konya-Afşar'daki 18 belediye çalışanı, 14 Nisan 2009'da işverenin işten çıkarma tehdidiyle sendikalarından istifaya zorlandı. Sendika işyeri temsilcisi baskılara karşı direndiği için işten çıkarıldı. Dava süreci devam ediyor.
-Balıkesir-Erdek Belediyesinde çalışan DİSK-Genel İş üyeleri 20 Haziran 2009'da zorla sendikalarından istifa ettirildi.
-Gaziantep'deki Nurhak Tekstil Fabrikasındaki 250 tekstil işçisi sadece DİSK-Tekstil İşçileri Sendikasına üye oldukları için işten çıkarıldı.
-İbrahim Ethem Ulagay İlaç Fabrikasında çalışan ve 2005 yılında DİSK-Lastik İş'e üye olan 200 işçi, devam eden hukuki süreç yüzünden yaklaşık 5 yıldan beri bütün temel haklarından yoksun bir şekilde çalıştırılıyor.
-Kızılay işçileri DİSK/Dev Sağlık İş Sendikasına üye oldukları için işten çıkarıldı. İşten atılma nedeninin sendikalaşma olduğu Mahkeme tarafından tespit edildiği halde Kızılay işçilerin işe iadesi yerine, tazminat ödeyerek onları işsizleştirmeyi tercih etti.
Türkiye'de her yıl binlerce işçi sadece sendikalaştıkları için işten atılmaktadır. İşten çıkarılan işçilerin işe iadeleri için başlatılan hukuki süreçler pek çok olayda iki yıldan daha uzun sürmektedir.
Eğer sendika tercihiniz sizin isteğinizi yok sayarak işvereniniz tarafından yapılıyor olsaydı ne yapardınız?
Dünyanın en büyük otomotiv ve makine üreticilerinden biri olan MAHLE'nin işvereni 3 Mart 2010 tarihinde 506 işçisinin çoğunluğunu örgütlü oldukları DİSK/Birleşik Metal İş Sendikasından istifa etmeye ve sektörde örgütlü başka bir sendikaya geçmeye zorladı.
Eğer sendikanız işçileri örgütlemek için Noterlere yaptığı zorunlu ödemelerden ötürü yoksullaşırken; Noterler işçi aidatlarının bir bölümüne el koyarak zenginleşiyor olsaydı ne yapardınız?
Türkiye'de işçiler, sendikaya üye olurken 40 TL (26,5 $); sendikadan ayrılırken 102 TL (68 $) Noterlere ücret ödemek zorundadır. İşçilerin mali durumu yeterli olmadığı için bu ücretler çoğunlukla sendikalar tarafından ödenmektedir.
Eğer bir sendikaya üye olduğunuz halde, toplu pazarlık hakkından mahrum olsaydınız ne yapardınız?
Türkiye yasalarında %10 iş kolu ve %50 işyeri ve işletme düzeyleri olmak üzere mevcut çifte baraj sisteminden ötürü her sendika toplu sözleşme imzalayabilmek için bu sayıların üzerinde sayıda işçiyi örgütlemek zorundadır. DİSK'e üye sendikalar 2002 ve 2006 yılları arasında toplam 58 ilde, 31.230 işçinin çalıştığı, 339 işyerinde örgütlenmiştir. Bu işçilerden 17.033'ü DİSK Sendikalarına üye olmuş ve üye olanların %25'i ya da 4.159'u sendikaya üye oldukları için işten çıkarılmıştır. DİSK sendikaları bu işyerlerinin %70'inde yetki almayı başarmış olsa da, Bakanlık tarafından verilen yetkilerin %99'unda işverenler itiraz davaları açmıştır. İtiraz davaları genellikle 6 ay ile 3 yıl arasında bir zaman almakta ve işçiler bu süre zarfında kolektif haklarından mahrum edilmektedir. Aşağıdaki örneklerde olduğu gibi işyerlerinin toplu pazarlık süreci;
Örnekler:
Bursa/Grammar'da toplam 820 gün
İstanbul/MBS Reklamcılık'da toplam 850 gün
İzmir / Batı Makine ve Kalıp'da toplam 1000 gün
İstanbul / Erim Textile'da toplam 950 gün
Bursa / Koza Textile'da toplam 980 gün sürmüştür.
DİSK/Dev Sağlık İş Sendikası 8 bin sağlık işçisini örgütlemeyi başardığı halde, %10 iş kolu barajının altında kaldığı gerekçesiyle toplu sözleşme imzalama hakkından mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, 8 bin sağlık işçisi açısından, bir sendikaya üye oldukları halde sendikal haklardan yararlanamamak anlamına gelmektedir.
Ayrıca, Türkiye'de iki milyon kamu çalışanı da toplu sözleşme hakkından yoksun olarak çalışmaktadır. Son dönemde hazırlanan ve Eylül 2010'da referanduma sunulacak olan yeni Anayasa ile Türkiye Hükümeti kamu çalışanlarına bu kez de grev hakkını içermeyen bir toplu pazarlık hakkını reva görmüştür.
Ekonomisinin yüzde 40'dan fazlası kayıt dışı olan ülkenizde eğer işçilerin sosyal sigorta kaydı sendikalaşmanın öncelikli kriteri olarak belirlenmiş olsaydı ne yapardınız? Türkiye İstatistik Kurumu'na göre Türkiye'de ücretli çalışanların sayısı yaklaşık olarak 13 milyondur. Ancak, Çalışma Bakanlığının istatistiklerine göre bu işçilerden sendikalı olanlarının sadece 800 bini toplu pazarlık hakkından faydalanabilmektedir. Buna göre toplamda her 100 işçiden sadece 6'sı sendika üyesi olarak toplu pazarlık sistemi içersindedir ve özel sektörde de her 100 işçiden sadece 4'ü sendika üyesi olarak toplu pazarlık sisteminden yararlanabilmektedir. Bunun en temel nedenlerinden biri, işçilerin %41'inin kayıt dışı faaliyetlerde istihdam ediliyor olmasıdır ki bu da, Türkiye'de sendikal örgütlenmenin aslında bir ayrıcalık olduğu anlamına gelir. Bu gerçekliğe rağmen, Türkiye'deki yasalara göre işçiler sendika üyesi olmaya karar verdiklerinde kendilerinden ilk istenenin sosyal sigorta numaraları olması son derece ironiktir.
Eğer kapatma davası ile karşı karşıya bırakılan sizin sendikanız olsaydı ne yapardınız?
Türkiye'de, sendikaları kapatma davası ile karşı karşıya bırakılan binlerce işçi bulunmaktadır. DİSK/Genç-Sen, DİSK/Emekli-Sen ve Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu bunlardan sadece birkaç tanesidir. Yukarıda adları geçen kapatma davaları ile ilgili hukuki süreçler halen devam etmektedir.
İşçiler iş kazalarında ölürken Başbakanınız "kader"den söz etseydi, Çalışma Bakanı "ölen işçiler güzel öldü" deseydi ne yapardınız?
DİSK/Limter - İş Sendikası, Ocak 2009 ile Mayıs 2010 arasında geçen süre zarfında toplam 18 işçinin, gemi inşa sektöründe yaşanan 18 ayrı iş kazasına kurban verildiğini belirtmektedir. Resmi raporlara göre bu ölümlerin hepsi patlama, elektrik çarpması ya da yüksekten düşmenin sonucudur ve bu da, bu ölümlerin "kaza" değil; "cinayet" olarak tanımlanmak zorunda olduğunu ortaya koymaktadır.
Son 6 ay içinde, üç ayrı madende çalışan toplam 63 maden işçisi iş cinayetlerine kurban verilmiştir. Bunlar içinde en son yaşanan, 17 Mayıs 2010 günü Zonguldak Maden işletmesinde meydana gelen grizu patlaması sonucunda ölen 30 işçi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada Başbakan "iş kazalarından kaynaklı ölümlerin sadece kader olduğunu ve madencilik gibi bazı işlerin kaçınılmaz olarak ölümle sonlandığını" belirtmektedir. Türkiye, AB'deki iş kazaları sıralamasında üçüncü, dünyada ise birinci konumdadır.
Eğer iş arkadaşlarınız sadece işveren tarafından temin edilmiş kötü tasarlanmış servis araçlarıyla taşındıkları için ölüyor olsaydı ne yapardınız?
Türkiye'de işçiler sadece işlerini yaptıkları sırada değil, yanı sıra her gün işe getirilip götürülürken yollarda da ölmektedir. 2 Haziran 2009 tarihinde bir traktör karavanı ile taşınan tarım işçilerinin bulunduğu araç kanala uçmuş ve 46 tarım işçisi ağır biçimde yaralanmıştır.
12 Eylül 2009'daki sel felaketinde yedi kadın tekstil işçisi işe götürüldükleri minibüsün içinde sıkışarak feci şekilde hayatlarını kaybetmiştir. Buna karşın, asıl felaket selin kendisi değil; işveren tarafından sağlanan servis aracıdır. Öyle ki bu işçiler normalde ancak (insan değil) mal taşımasında kullanılan kapalı panelvan bir minibüsün içinde ölmüşlerdir.
4 Mayıs 2010'da Mersin'de meydana gelen bir başka trafik kazasında ise, tamamen tarım işçileriyle dolu bir minibüs şarampole yuvarlanmış ve sonuçta 27 tarım işçisi ciddi şekilde yaralanmıştır.
Eğer işverenlerin kâr hırsı, iş arkadaşlarınızın hayatına mal olsaydı ne yapardınız?
Son iki yıl içerisinde 45 tekstil işçisi silikozis hastalığına kurban verilmiştir. Bu işçiler, işyerlerinde önleyici tedbirler alınmadığı için ölmektedir. Silikozis, kot taşlama işinin sonucunda ortaya çıkan, ölümcül bir meslek hastalığıdır. Türkiye?de bu işi yaparak hayatını kazanan binlerce işçi vardır ancak bu cinayetleri durdurmak için Hükümet tarafından atılmış hiçbir adım bulunmamaktadır.
Özel firmalara verilmiş devlet projelerinde çalışırken bile ücretleriniz sistematik olarak aylarca ödenmiyor olsaydı ne yapardınız?
DISK/Limter İş Sendikası, işçi ücretlerinin zamanında ödenmediğini, işçilerin ücret ödemelerinde çok uzun gecikmelere maruz bırakıldığını, ücretlerin çoğu zaman hiçbir açıklama yapılmaksızın işverenlerce indirime tabi tutulduğunu gösteren sayısız örnek bulunduğunu saptamıştır.
Ocak 2009'da toplam 143 gemi-inşa işçisi ücretlerinin gecikmesini protesto etmek için direniş başlatmıştır.
Nisan 2009'da Ceren Tersanesinde çalışan işçiler beş aydır ödenmeyen ücretlerini alabilmek için işi durdurup, direnişe başlamıştır.
Haziran 2009'da INTO tersanesindeki işçiler dört aydır ödenmeyen ücretleri için direniş başlatmıştır.
Kasım 2009'da, YET Denizcilik?te çalışan işçiler işi durdurup, üç aydır ödenmeyen ücretleri işin direniş başlatmıştır.
Türkiye'deki işçiler ücretlerin ödenmemesi ya da ücretlerde ciddi indirimler yapılması gibi ihlallerle de karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bunlar için en çarpıcı olan iki tanesi ise Devlet'e ait olan fakat taşeronlara ihale edilmiş olan alt yapı projesi Marmaray ve Samatya Hastanesi'nde çalışan işçilerin durumudur.
BÜTÜN BU SENDİKAL HAK İHLALLERİ ANAYASANIN 90. MADDESİNE GÖRE YASA HÜKMÜNDE OLAN VE YASALARLA ÇELİŞMESİ HALİNDE DOĞRUDAN UYGULANMAK ZORUNDA OLAN ILO SÖZLEŞMELERİNE AYKIRI 2821 VE 2822 SAYILI KANUNLARDAN KAYNAKLANMAKTADIR
Uluslararası kurumların uyarılarına ve Türkiyeli işçilerin taleplerine rağmen verilen sözler tutulmadı ve sendikal haklar alanında herhangi bir gelişme yaşanmadı.
2009 yılı Haziran ayında gerçekleşen ILO Konferansında alınan karar gereğince 2010 Mart ayı başında Türkiye'ye gelen "üst düzey teknik heyet" incelemelerde bulundu. Aplikasyon Komitesi'nin bu kararı alırken yapmış olduğu tespitler göz önüne alındığında, aradan geçen 11 aya rağmen en küçük bir değişiklik olmamıştır. Hatta ülkemizdeki sendika ve işçi düşmanı atmosfer kötüleşerek devam etmektedir.
Hükümet, Parlamentoda yapılan ve referanduma sunulan anayasa değişikliklerinde sendikal hakların genişletildiğini iddia etmektedir.
Oysa anayasanın sendikal haklarla ilgili 51, 53 ve 54. maddelerinde yapılan kimi değişiklikler yanılsama yaratmak için yapılan, ilerle getirmeyen değişikliklerdir.
Sendika kurma ve sendikaya üye olma konusunda hala ciddi sınırlamalar vardır.
Emekli-Sen, Çiftçi-Sen, Genç-Sen sendikalarının kapatılma davalarını ortadan kaldıracak anayasa değişiklikleri yapılmamıştır. (Md.51)
Kamu çalışanlarına getirilen toplu sözleşme hakkı grev hakkını içermemekte, zorunlu tahkimi getirmektedir. (Md.53)
Grev hakkı hala, sadece toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde yapılabilen bir haktır. (Md.54)
Bu nedenle iktidarın, anayasa değişikliklerinin yeni haklar getirildiğine ilişkin söylemi gerçek dışıdır.
Zira hükümet, Anayasa'nın 90. maddesine göre iç hukukumuzda yasa hükmünde olan ve öncelikle uygulaması geren uluslar arası sözleşmeleri, ısrarla uygulamayarak samimi olmadığını göstermektedir.
1982'den beri Hükümetler tarafından verilen sözler:
13 Temmuz 1982
Çalışma Bakanı Turhan Esener Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'dan 274 sayılı Sendikalar Yasa Tasarısı ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev-lokavt Yasaları ile ilgili olarak görüş istedi. ILO ise cevabında bu yasalarda öngörülen değişikliklerin ILO sözleşmelerine uygun düşmediğini bildirdi.
30 Nisan 1987
Türkiye'deki sendikal yasalar ve çalışma hayatıyla ilgili sorunlar konusunda Ankara'da temaslarda bulunan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Örgütlenme Özürlüleri Bölüm Başkanı William Simpson yaptığı açıklamada, "Hükümetin değişiklik hazırlıkları beni tatmin etmedi" dedi.
9 Haziran 1987
Türk-lş Genel Başkanı Şevket Yılmaz, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün İsviçre'nin Cenevre kentinde devam eden 73. Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin sendikal özgürlükler konusunda ILO'ya geçen yıl verdiği taahhüdü yerine getirmediğini belirterek, uyulması zorunlu ilkelerin çiğnendiğini" öne sürdü.
10 Haziran 1987
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, İsviçre'nin başkenti Cenevre'de devam eden ILO'nun 73. Genel Kurul Konferansında bir konuşma yaptı. Bakan Taşçıoğlu konuşmasında, ILO'nun gündemindeki genal sorunlara ve Türkiye'nin durumuna da değinerek, daha önce ILO'ya verilmiş olan taahhüt mektubu parelelinde taahhütleri yerine getireceklerini söyledi.
11 Haziran 1987
Türkiye, işçi-işveren ilişkilerini düzenleyen iş yasalarının demokratik ilkelere aykırı düştüğü gerekçesiyle, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) gündemine resmen alındı.
16 Haziran 1987
İsviçre'nin Cenevre kentinde toplanan ILO Aplikasyon Komitesi'nin toplantısında, Türkiye'nin geçen yıllarda verdiği sözleri yerine getirmediği, bu yıl da verdiği yasaları tümden değiştirme sözünü yerine getirmezse, gelecek yıl ağır suçluların yer aldığı özel listeye alınması görüşü benimsendi.
7 Haziran 1988
Türk hükümeti imzalamış olduğu ve ilkelerine uymak zorunda bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nun 98 sayılı sözleşmesinin hükümlerini ihlal etmiş olması nedeniyle Aplikasyon Komitesi'nde bilgi vermek üzere çağrılanlar listesinde yer aldı.
9 Haziran 1988
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nun İsviçre'nin Cenevre kentindeki yıllık genel kurulu toplantısında bir konuşma yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı imren Aykut, "Türkiye'nin ana gayesinin insan haklarına saygı ve adalet olduğunu" bildirdi.
1 Nisan 1989
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sendika Özgürlükleri Komitesi tarafından hazırlanan bir raporda, DİSK ve DİSK'e bağlı sendikaların durumlarıyla ilgili gözlemlere yer verilirken, Türk hükümetinden, DİSK yöneticileri için af çıkarılması istendi.
11 Haziran 1989
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Sendikal Özgürlükler Komitesi'nin raporunda, Türkiye'nin sendikal özgürlükler ve işçi hakları konusunda, anayasa ve ilgili yasalarda değişiklikler gerektiği belirtildi.
22 Haziran 1989
Çalışma Bakanı İmren Aykut, ILO'nun Türkiye'yi kara listeye alması konusunda Ankara'da açıklamalarda bulundu
21 Haziran 1991
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı İmren Aykut, ILO'nun Cenevre'de devam etmekte olan 78. Uluslararası Çalışma Konferansı Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, çalışma mevzuatını daha ileri götürecek düzenlemeler yapılacağını söyledi.
2 Şubat 1992
ILO Sendikal Haklar Komisyonu hazırladığı yıllık raporda, Türk hükümetinden yürürlükteki yasaların öğretmenlerin örgüt kurma ve üye olma haklarını güvenceye alacak ve toplu pazarlık hakkı verecek şekilde yeniden düzenlenmesini istedi.
10 Haziran 1992
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay, Cenevre'deki Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türk hükümetinin insan haklarına ve temel özgürlüklere dayalı, serbest, daha katılımcı ve her alanda daha demokratik bir düzenin gerçekleştirilmesini hedeflediğini söyledi. ILO'nün Orta Asya Türk cumhuriyetlerini desteklemesi gerektiğini de ifade eden Moğultay, "bu konuda Türkiye'nin deneyimlerinin önemli olduğunu" belirtti.
1 Temmuz 1992
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay, TBMM Dışişleri Komisyonu'nda yaptığı konuşmada, iş güvencesi yasa tasarısı üzerindeki çalışmaların henüz tamamlanmadığını, ancak tasarının, ILO'nun 12 temel sözleşmesinden 4'ünün alınarak oluşturulduğunu belirtirken, hükümetin demokratikleşme hedefine ulaşmasında bunların onaylanmasının büyük payı olduğunu söyledi
18 Ağustos 1992
İçişleri Bakanı ismet Sezgin, düzenlediği basın toplantısında, devlet memurlarının sendika kurmalarını, sendikal faaliyetlerde bulunmalarını yasaklayan genelgeyi kaldırmayı düşünmediklerini açıkladı. Sezgin, sadece TBMM Genel Kurul gündeminde bulunan ILO sözleşmelerinin kabul edilmesi halinde memurların sendika kurmalarını engelleyen bakanlık genelgesini yürürlükten kaldıracaklarını söyledi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında, hükümet programında kamu çalışanlarının sendika haklarının sağlanacağının, önündeki yasal engellerin kaldırılacağının belirtildiğini hatırlatarak, "ILO sözleşmelerini Meclis'e şevkettik" dedi. Moğultay, ILO sözleşmeleri nedeniyle Danıştay'ın kamu çalışanlarının sendikal haklarına anayasal bir engel olmadığı şeklinde mütalaa verdiğini söyledi.
1 Haziran 1993
Kısa adı ICFTU olan Uluslararası Hür işçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından Türkiye hakkında hazırlanan bir raporda, Türkiye'nin hala yasalar bakımından bazı problemleri aşamadığı belirtilerek, "ICFTU araştırması kanunların hala büyük ölçüde sendikal işlere karıştığını göstermektedir. ILO, Türk hükümetine bu işlere karışmaması için müracaat etti, ama bu hususta herhangi bir işaret alamadı" denildi.
9 Haziran 1993
Cenevre'de çalışmaları sürmekte olan ILO Genel Kurulu'ndan dönen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay, İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin ILO'da gündeme alınmasını ve Bakanlık olarak ILO'ya yönelik yaptıkları çalışmaları anlatmalarına olanak tanımalarını memnunlukla karşıladığını söyledi. Moğultay, 98 sayılı ILO Sözleşmesi çerçevesinde, 12 Eylül hukuku ile bağlantılı olarak Türkiye'deki, sendikal hak ihlallerinin, Aplikasyon Komitesi'nde bu yıl görüşüleceğini bildirdi.
25 Haziran 1993
ILO'nun Genel Kurul çalışmaları kapsamında 98 Sayılı ILO Sözleşmesi'ni ihlal ettiği yolunda yapılan Türkiye görüşmesi sonuçları yayımlanarak onaylandı. Kararda, Türkiye'nin uzun tartışmalara neden olan "çifte barajlar" da dahil, 98 Sayılı Sözleşme ilkelerine aykırı bütün yasa ve uygulamalarını ortadan kaldırması gerektiği vurgulandı.
Kararda, "Komite, hükümetten, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerle Türkiye'de yasa ve uygulama arasında mevcut her çelişkinin ortadan kaldırılmasının sağlamasını ve ILO ve Uzmanlar Komitesi'ni tüm gelişmelerden, tüm ayrıntısı ile haberdar etmesini talep etmiştir" denildi
12 Haziran 1995
Türk-İş Başkanı Bayram Meral Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Cenevre'de yapılan konferansında yaptığı konuşmada, Türkiye'de memur sendikaları konusundaki ILO sözleşmelerinin uygulanmadığını belirtti.
15 Haziran 1995
İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılan ILO 82. Çalışma Konferansı sırasında bir araya gelen Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral ve DiSK Genel Başkanı Rıdvan Budak, yaptıkları tüm girişimlere karşın, başta çalışma yaşamındaki sorunların çözümü, anayasanın değiştirilmesi, kaçak işçiliğin ve sendikasızlaştırmanın önlenmesi için birlikte mücadele etme kararı aldıklarını açıkladılar.
11 Haziran 1996
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Emin Kul İsviçre'nin Cenevre kentinde süren ILO'nun 83. genel kurulunda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 39 yıl aradan sonra, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) yönetim kurulu asil üyeliğine seçilmesinin, uluslararası düzeyde Türkiye'ye verilen önemin bir göstergesi olduğunu söyledi.
11 Haziran 1997
Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, Cenevre'de yapılan ILO Genel Kurulu'nda bir konuşma yaptı. Meral, Türkiye'de işçilerin, ILO sözleşmelerinden etkili bir biçimde yararlanmak için büyük mücadeleler verdiklerini ifade etti. Bu nedenle yeni sözleşme ve tavsiye kararlarının kabul edilmesinden yana olduklarını kaydeden Meral, daha etkili bir ILO istediklerini belirtti
15 Haziran 1997
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik, ILO 85. Uluslararası Çalışma Konferansı dönüşü Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, ILO tarafından kabul edilen ve insan haklarıyla ilgili toplam 7 sözleşmeden beşini kabul ettiğini hatırlatarak kalan ikisinin de en kısa zamanda TBMM'den geçeceğini söyledi.
10 Haziran 1998
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 86. Çalışma Konferansı nedeniyle Cenevre'de bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan yaptığı açıklamada, iş güvencesiyle ilgili olarak 9 seçenekli yasa taslağı hazırladıklarını, ilgili taraflar arasında sağlanacak mutabakattan sonra Başbakanlığa sevk edeceklerini söyledi.
7 Haziran 2000
Türkiye, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkına ilişkin 98 sayılı ILO Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gerekçesiyle Standartların İzlenmesi Komitesi (Aplikasyon Komitesi) tarafından incelemeye alındı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 88. Çalışma Konferansı nedeniyle İsviçre'nin Cenevre kentinde bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada "Bu sözleşmeye ilişkin birçok hususu kanun tasarısı haline getirdik. Bazılarını Meclis'e sevk ettik, bazıları üzerinde deilgili sosyal taraflarla bir müzakere süreci başlattık" dedi. Bakan Okuyan ayrıca, ILO Genel Direktörü Juan Somavia ile de bir araya geldi.
7 Haziran 2002
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilen 90. Çalışma Konferansı'na sunulan uzmanlar komitesi raporunda, Türkiye'deki memurların sendikal hakları ele alındı. ILO, Türk Silahlı Kuvvetleri ile polislerin dışında kalan tüm memurlara sendikaya üye olabilme ve grev hakkı verilmesini istedi.
6 Haziran 2004
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Konferansı'na katılmak üzere İsviçre'nin Cenevre kentine hareketinden önce İstanbul Atatürk Hava Limanı'nda gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Bakan Başesgioğlu, Sendikalar Yasası başta olmak üzere çalışma hayatını ilgilendiren önemli yasalarda değişiklik yapmayı planladıklarını söyledi.
4 Haziran 2006
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu İsviçre'de yapılacak Uluslararası Çalışma Teşkilatı'nın (ILO) 94üncü Genel Kurul Toplantısı'na katılmak üzere Cenevre kentine hareketinden önce İstanbul Atatürk Hava Limanı'nda düzenlediği basın toplantısında "Hükümet olarak, insanımıza çağdaş normlar doğrultusunda daha iyi yaşama ve çalışma şartları sağlamak amacıyla başlattığımız reformları kararlılıkla sürdürmekteyiz" dedi.
21 Ocak 2009
Başbakan Erdoğan Brüksel ziyareti dönüşünde yaptığı açıklamasında, Mart'ta yapılacak olan yerel seçimlerin ardından başta Sendikalar Kanunu olmak üzere çok sayıda kanunu hızla çıkartacaklarını duyurdu. Ancak o günden bu yana sendikalar yasasında herhangi bir değişiklik olmadı.
Dev.Maden-Sen Yayın Kurulu tarafından tasarlanmıştır,
Site içeriği kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.