KÜTAHYA BÖLGE TOPLANTISI DEKLERASYONU

Kütahya ve Balıkesir temsilcilerinin katıldığı toplantı 5 Mart 2006 tarihinde Kütahya, Tavşanlı'da yapıldı.

DEKLERASYON

İSTİHDAM

Ülkenin Milli Geliri yüksek ve gelir dağılımının eşit ve adaletli dağılımından geçmektedir. Ülkelerin istihdamı, sanayisiyle altyapısıyla, madenleri ile yerli ve yabancı üreticilerin ülkedeki ağır ve hafif sanayisi başta olmak üzere işçisi ve işsizi ile birlikte bir bütün olarak ele alındığında o ilin, ilçenin veya ülkenin istihdamı önem kazanır. Eğer bütün bunlar adil bir şekilde yönetilmiyorsa istihdamdan söz etmek doğru değildir.

Örneğin Kütahya ve Tavşanlı ekonomisi kömüre dayalıdır.Tunçbilek ve Seyitömer'de birer termik santral ile birlikte linyit kömürü, aynı zamanda Emet'te Eti Bor, Ilıca'da gümüş madeni işletmesi olab bir ilidir ama ağır sanayisi yoktur. Yöremiz insanları bu madenlerde çalışarak 40'lı yıllardan günümüze hayatlarını sürdürmüşlerdir. Eskiden taşeron ilişkisi yokken kamuda çalışanlar onbinleri bulurken, günümüzde yanlış politikalar sonucu bu sayı hızla azalarak yöremizde istihdam sorununda ciddi sıkıntılar baş göstermeye başlamıştır. Kamu işletmelerinde zarar gösterilerek ve arkasından özelleştirmeler yapılarak çalışan sayısını çok aşağılara çekmişlerdir. Dolayısıyla bölgemize özellikle özelleştirmeler nedeniyle işsizlik çığ gibi büyürken, Kamuda ihtiyaç olduğu halde işçi alımları yapılmadığı gibi, kendi bünyesinde çalışan işçileri de emekliye zorlamışlardır. İş sahalarının daralmasıyla yöremizde çok ciddi bir yoksullaşma süreci başlamıştır.

Özellikle, bölgedeki madencilik, yaşamın sürdürülmesinde ve bugünkü sanayileşmiş dünyanın yaratılmasında vazgeçilmesi mümkün olmayan doğal kaynakların başında gelmektedir. Ülke madenleri doğadaki rezervleri ile sınırlı bulunan her yerde üretilmesi mümkün olmayan ve bulundukları yerden çıkarılması zorunlu olan yer altı servetlerinin nasıl peşkeş çekildiği ortadadır. İstihdamı artırmak yalanıyla özelleştirilen bu yerlerdeki istihdam olanakları da hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır.

Kırsalda kamu ve toplumsal denetim mekanizmalarının zayıf olmasına ek olarak özel sektör maden işletmeciliğinde karı en çoklaştırma ve rekabetin de baskısıyla ağır sosyal ve çevresel sorunlar riskiyle karşı karşıya kalındığını da belirtmek gerekir.

Ülkemizde özellikle özel sektör madenciliği küçük işletmeler biçiminde üretim yaptığından , bilinçli olarak altyapısını geliştirmediğinden, devlete karşı sorumluluğunu yerine getirmediğinden ve yasa ihlalleri yapmasından dolayı enformel özelliklere sahiptir. Özellikle çalışma ortamı ve koşulları işçiler açısından kabul edilemeyecek bir olumsuzluk arz etmektedir. Sigorta primleri, maaşlar, uzun çalışma saatleri vb. Bu da sosyal adaletsizliği beraberinde getirmektedir.

Son yıllarda arama, yatırım ve üretim politikaları nedeniyle madencilik faaliyetleri 1995 yılından beri giderek düşmeye başlamıştır. Bu süreçte madencilik sektörünün en önemli kurumları olan MTA, ETİBANK, TTK, KÜMAŞ ve ÇİNKUR gibi kurumlar özelleştirme, kapatma ve daraltma doğrultusunda elden çıkarıldı ve halen de çıkarılmaya devam edilmektedir. Ülkemiz madenciliğinin temel taşları olan bu kuruluşlar kapatıldıkça sektörde istihdamdan söz etmek mümkün değildir. Oysa uygun politikalar üretilip maden sahaları faal hale getirilse ve üretim yapılsa ülke geliri yükseleceği gibi, istihdam sorunları da aşılmış olacaktır.

ÖZELLEŞTİRME VE ÖZEL SEKTÖR

Özelleştirme ekonomide krizin baş gösterdiği 1990-93 tarihlerinde kendini hissettirmeye başlamıştır.Ve bu krizlerin bahanesi olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin verdikleri açıklar gösterilmiş ve bunların özelleştirilmesinin önünü açmışlardır. Oysaki 1991-92 yılları incelendiğinde en büyük açığı, yani zararı devlete özel sektörün verdiğini tartışmak bile istemediler.

Kütahya Tunçbilek Kömür İşletmesi'nde hem yer altı hem yerüstü kömür ocaklarında sürekli zarar gösterilerek özelleştirmenin önünü çok kolay açtılar. Günümüzde özel sektörde çalışan işçilerde yeterince bilgili olmadığı için başlıca hak ihlallerine maruz kaldılar. Türkiye kömür işletmeleri TKİ-GLİ maden çıkarma işini müteahhitlere ihale ettiler. Oysa müteahhitlerin çalıştırma koşullarını çok iyi bilmemize rağmen bölgede özelleştirmeye yeteri tepkide gösterilemedi. Buna karşı durmaya çalışan bazı kesimlerinde özelleştirme karşıtı mücadelesi etkili olamadı.

Ama bölgemiz özelleştirmenin ne kadar vahim sonuçları olduğunu yeni hissetmektedir. Özel sektör firmalarının yarattığı tahribat yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugün özelde çalışan işçinin 10 saat ful çalıştığı, asgari ücretin bile bazı işyerlerinde ihlal edildiği, hafta tatilinin ve de iş güvenliğinin olmadığı, varolan yasaların bile tanınmadığı bir ortam yaşanmaktadır.

ÇALIŞMA KOŞULLARI

Taşeron firmaları öncelikle yanında çalışan elemanları büyük bir elemeden sonra işe alır. İşçileri işe alırken bir imtihandan geçirir, eğer o kişi iş becerisi varsa ve kendisine zarar vermeyeceğini de düşünürse pazarlıksız bir şekilde işe alır. Pazarlık yapmaya kalkarsa o işçi, hemen ihtiyacım yok der gönderir. O işçide sesini çıkarmadan işe başlar.

İş koşulları 10 saat çalışma, hafta tatili yok, yıllık izin yok.Genelde asgari ücret veya biraz fazlası verilir. Bunlara kimsenin müdehale etme şansı yoktur. Bütün bunlar içerisinde hava yağmurlu olur veya geç işe gitme veya o gün mazeretsiz işi aksatma durumun oldu mu 2 yövmiye hemen kesilir veya işine son verilir. İşveren bu tür ağır iş koşullarına rağmen birde sigortayı tam yatırmaz örneğin kış aylarında işe girdi çıktı göstererek işçinin hem kıdem ve ihbar tazminatını hem de sigortasını kaçırarak oradan da kar ettiğini düşünür. Bu yıllardır böyle sürüp gitmektedir.

Ayrıca, özel sektör hiçbir gerekçe göstermeden, en ufak bir hatadan dolayı iş aktini feshedebiliyor işçilerin. İşçiler artık haklarını adliyelerde bile arama güçleri yoktur. En başta mahkemelerin uzun sürmesi avukatlara güvensizlik, örgütsüzlük. bunların hepsi birleştiğinde ve işçi de işçi bilinçsiz olduğunda kendisiyle baş edilemeyeceğini bilen işveren,kendi ekonomik gücüne de güvenerek istediği gibi hareket etme olanağı yakalıyor.

Oysa ki, ülkemizde iş güvencesi olsa örgütlü bir toplum olsa, her kesim yasalar çerçevesinde hareket edebilse sektördeki bu tür olumsuzluklar çok ciddi azalma gösterecektir. Bütün bunların üstesinden gelebilmek için örgütlü ve eğitimli işçilere ve sivil toplum örgütlerine ihtiyaç olduğu inancındayız.

MADENCİLİK VE ÇEVRE

Türkiye genelinde madencilik ortamında gelinen son durum ve yaşanan sorunlar çok boyutlu bir noktaya ulaşmıştır. Gerek kurumsal, yapısal ve gerekse yasal ve politik düzleminde karşı karşıya olduğumuz bir dizi karmaşa madencilik alanında nereye gidiliyor sorusunun sorulmasına yol açmaktadır.

Madencilik ortamında kamu ve özel sektörde yaşanan durum, uluslar arası sermayeninde bazı madenlere dönük talep ve ısrarı, yasalar yolu ile yaratılan istisnaların oluşturduğu yağma düzeni, işten çıkarmalar, sektör emekçilerinin yoksulluğa terk edilmesi, işsizlik, taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma eğilimleri, insan ve halk sağlığının yok edilmesi, madenciliği bir anlamda kaotik bir sektör haline getirdi. Madencilik faaliyetleri bir yandan doğal varlıklarımızın yağmalanması olarak, öte yandan da çevresel değerlerin tahribi olarak sürdürülmek isteniyor.

Çevresel sorunlara ilginin özellikle bölgemizde yeterli düzeyde değildir. Çevre sorununun doğal kaynakları tahrip etmesi, tüketmesi ve kalkınmanın önünde engel olabileceği konusunda bir grup girişimci ile bazı girişimler ve raporlar hazırlandı, ancak bunlar yeterli çevre bilinci oluşturma konusunda etkili olamadı. Bu raporlara göre, doğal kaynaklar nüfusun hızla artışına yetmeyecek ve içinde yaşadığımız çevre 150 yıl kadar varmadan yaşanabilirlik niteliklerini yitirecektir. Bu nedenle çevreyi daha çok korumalı ve insanlar bilinçlendirilmeli. Çünkü mevcut bu gelişme seyri, insanlığı acı bir sona doğru yaklaştırmaktadır.

Madenlerimizi ve çevreyi korumak adına sivil toplum örgütleri daha çok çaba sarfetmeli ve halka eğitim programları hazırlamalıdır. Aksi halde çevremiz ve madenlerimiz yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Küreselleşme çevreyi yok ediyor, yoksulları eziyor. Dünyada son 200 yıldır eşitsizlik sürekli artmıştır. En zengin ülke ile en fakir ülke arasında uçurumlar artmıştır. Düzensiz, kuraldışı uygulamalarıyla maden alanlarını rast gele kullanmaları sonucu tarım alanlarını da yok ettiler. Bütün ülkede olduğu gibi yöremizden de ekolojik dengenin bozulmasıyla insanlar daha da yoksullaştırıldılar. Aksine de bütün bu yaşanılan gerçekten ekolojik kriz olup olmadığı üzerinden tartışmak yerine, küreselleşme ve çevre sorunları bağlamında tartışmak gerek.

Gereken önlemler ve çevre ile ilgili tedbirler alınmadan yapılan madencilik doğrudan veya dolaylı çevreyi kirletmeye yeterlidir. Madencilik doğası gereği yerin yapısına ve yerüstü toprağına, su rejimine ve bitki örtüsüne zarar verebilir. Maden işletmelerinde örtü ve atık yığınlarının bulunduğu yerlerde toprak ve bitki örtüsü doğrudan yok edilmektedir. Madencilik faaliyetlerinin çevre üstündeki etkisinin boyutu, işletmenin yeraltı veya yerüstü işletmesi olmasına bağlı olarak değişir. Pasa ve atık yığınlarının yağmurlarla taşınması ve çözülen bileşiklerin sulara karışması çevrenin daha geniş boyutlarda olumsuz olarak etkilenmesine neden olmaktadır.

İSTİMLAKLAR VE YOKSULLAŞMA

Sanayileşmenin yararları olduğu kadar bir de zararları vardır. İşte biz o zararı ödüyoruz. Büyük linyit yataklarına sahip olan Tavşanlı'da 1940'lı yıllardan günümüze kömür çıkarılmaktadır. Çıkarılan kömür evlerimizden tutun da, çeşitli sanayi bölgelerinde kullanılmaktadır. Ama bizler, bu zenginliklerin sahibi iken sefalete mahkum edildik.

Bu tarihten sonra topraklarımız TKİ tarafından istimlak edilerek kendilerinin belirlediği fiyatlar biçilerek tarla bedelleri ödendi. Tarlalarımız yerlerimiz, hatta evlerimiz elimizden alındı. Karşılığında bizleri işe alırız vaadi verildi. 80'li yıllara adar bu böyle devam etti. Ama bu yılardan sonra istimlaklar devam etmesine rağmen işe girme de öncelik siyasal bir tercih olarak karşımıza çıktı. 1984 yılında Bakanlar Kurulunun Yayınladığı Kanun Hükmündeki Kararname ile istimlak köylerinde mağdur olan her aileden birer işsiz işe alınacağı belirtilmiş olmasına rağmen o tarihten bu yana istimlak köylerinden kimse işe alınmamıştır. Bizler daha da yoksullaştırıldık. İşsiz, aşsız ve mesleksiz bir şekilde ve geleceğimiz olmadan yaşamaya çalışıyoruz. İşsizlik çığ gibi büyümüş, işsizlikten dolayı insanlar emeklileri olan büyüklerin ellerine bakar hale gelmiştir. Bu madenlerin bize ekonomik yararı değil, tam anlamıyla bir hüsran getirdiğini ifade edebiliriz.

GELECEK VE POTANSİYELLER

Ülkemiz ve yöremiz maden kaynakları bakımından çok zengin. Güçlü rezervlere sahiptir. Eğer bu madenlerimiz doğru işletilse, bu madenleri işletme gücümüz de var işçi potansiyelimizde vardır.

ÖRGÜTLENME VE SORUNLARI

Sendikamızın özellikle 12 Eylül öncesinde güçlü bir örgütlülük yapısı vardı. Bu 12 Eylül süreciyle bitirildikten sonra 1990'lı yıllarda tekrar örgütlenme faaliyetine başlayarak yeniden örgütlenmeye başladı. 12 Eylül'de sendikaların önüne koyulan işçilerin yaralanacağı haklar 1475 sayılı iş kanunu, 2821 sayılı sendikalar kanunu ve 2822 sayılı toplu iş sözleşmesi grev ve lokavt kanunu ile belirlenmiştir.

Elbette bu kanunlar sadece işçi haklarını değil aynı zamanda işçileri uyması gerekli olan bazı kuralları da açıklıyor. İşçilerin çoğunun bu haklardan yararlanmadığı da bir gerçek. Sadece haklardan yararlananlar sendikalı işçilerdir. Bu nedenle önce haklarımızı hatırlatırken sendikalı ve sendikasız çalışan işçilerin arasındaki farkı anlatmalıyız. Öte yandan sendikalı olmaktan öte sendikalı olmak için veya sendikalı olduktan sonra yapılması gerekenlerdir. Ancak burada sendikalı olmanın doğurduğu bütün sonuçları da anlatmak gerekiyor.

Bütün bunları örgütleyebilmek içinde sendikanın yeni kadrolar oluşturmasına ihtiyaç vardır. Bir işyerinde işçiler eğer sosyal haklara sahip olmak istiyorsa o işçiye sendikanın ne olduğunu iyi anlatmak lazım ve işyerinde bir sendika olmazsa o işyerinde sosyal hakta alamayacağını anlatmak lazım.

Başta sendikamız bu bölgede sektörümüzle ilgili olarak,istihdam sorunlarını da göz önünde bulundurarak, yeni bir örgütlenme modeliyle istimlak köylülerini de içine alarak, maden alanları, işçiler ve istimlak köyleri ile örgütlülüğünü devam ettirmeli; çalışma koşulları, işsizlik, özelleştirme, çevre ve taşeron işçilerle ilgili çok geniş bir eğitim ve örgütlenme faaliyeti yürütmelidir.

SAYFA BAŞINA DÖN

Dev.Maden-Sen Yayın Kurulu tarafından tasarlanmıştır,
Site içeriği kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.